10 Temmuz 2010

Stanley Clarke Band feat. Hiromi

Garanti Bankası sponsorluğundaki Uluslararası İstanbul Caz Festivali dahilinde Stanley Clarke Band feat. Hiromi Arkeoloji Müzesi'nde sahne aldı.

Caz Yeşili sayesinde uzun zamandır ve hatta hiç gitmediğim yerlere gitmiş olmanın sevincini yaşıyorum bugünlerde. Dün uzun zamandan sonra ilk kez Sultanahmet'e gidip turladım. Havanın durumundan mıdır bilemiyorum in cin top oynuyor gibiydi. Yolda yürüyen herkes kaçar gibi yürüyordu. Geçtiğim yollar üzerinde 17. Uluslararası İstanbul Caz Festivali'ne dair hiçbir afiş ve ilan görmemiş olmak şaşırttı beni doğrusu.

Hızlı ve küçük çaptaki tarihi yarımada turumdan sonra vardığım Arkeoloji Müzesi'nin bahçesini güzel şarap kokuları sarmıştı. Konser öncesi sohbet edenler, bahçedeki hava şartları sebebiyle oluşturulan yeni oturma düzeninde yerini arayanlar, içki kuyruğundakiler... Herkes müthiş güzel, müthiş zarif görünüyordu.

Konserin başlamasına 5 dakika kaldığı anonsu yapıldığında herkes yerini aldı ve Stanley Clarke Band'i ve de onlara eşlik edecek olan piyanist Hiromi'yi sabırsızlıkla beklemeye başladı. Daha ilk şarkıdan çok iyi bir performansla konsere başlayan Stanley Clarke Band ve Hiromi anında havaya girdiler. Stanley Clarke'ın "kesinlikle bu dünyadan değil!" diye tanıttığı davulcusu Ronald Bruner Jr., solosu sırasında öyle coştu ki bir ara bagetlerini tamamen hare hare görmeye başladım. Zaten en sonunda o da hakim olamadı ve bageti havada uçtu :) Bunun hemen üzerine Ronald Bruner Jr. hakkında internette ayaküstü araştırma yaptım ve öğrendim ki 2 yaşından beri davul çalıyormuş!

İlk şarkı sonunda çiseleyen yağmura karşılık Stanley Clarke da o havada konsere gelmiş olan seyircisine teşekkür edip yağmurun güzel olduğunu, aldırış etmemek gerektiğini söyleyip konserine devam etti. Rüzgarın ve yağmur şiddetinin artması üzerine görevliler müthiş bir hızla tüm seyircilere beyaz yağmurluk dağıttı. Görevliler o kadar seri ve o kadar çabuk yağmurlukları dağıttılar ki Arkeoloji Müzesi'nin bahçesi bir anda bembeyaz oldu. Japon piyanist Hiromi hakkında da bir şeyler söylemem lazım tabii! O kadar tatlı, o kadar enerjik ve o kadar sempatik ki piyanoyu hop oturup hop kalkarak çalması görülmeliydi. Bir de 30 yaşında olduğunu öğrendiğim an şok oldum!

Yağmurun git gide şiddetlenmesi üzerine seyirciler bir bir şemsiyeleri açmaya başladı ve sahne neredeyse görülmez bir hale geldi. Bu sırada seyircilerden kimisi konseri o şekilde daha fazla izleyemeyeceğine karar vermiş olacak ki oturma alanında hareketlenmeler başladı. Ya 4. ya da 5. şarkıya gelinmişti ki artık yağmur gerçekten çekilmez bir hal aldı ve en sonunda sahnedekilere de zor anlar yaşatmaya başladı. Önce Hiromi iki arada bir derede piyanosunu bezle silip kurtarmaya çalışsa da nafileydi. Görevlilerin gelip piyanoyu korumak için piyano yanlarına gerdikleri bez-poşet arası şey tutmazken bu kez de Stanley Clarke'ın kontrbasının fena halde ıslanması artık her şeyi zora sokmuştu. Twitter'a 1-2 bir şey yazabilmek için elime aldığımda bile ekranımun su içinde kalması ve hiçbir şekilde ekranın bastığım aplikasyonları algılamaması keyfimi kaçırdığı an yağmura daha fazla tahammül edemeyeceğimi anlayarak üzülerek de olsa Stanley Clarke Band'i ve Hiromi'yi geride bırakarak eve dönmek zorunda kaldım.

Eve dönmemden bir süre sonra Twitter'dan öğrendiğim kadarıyla konser hava şartları yüzünden kesilmiş ve Stanley Clarke bir kez daha geleceğinin sözünü vererek sahneden ayrılmış. Hava şartları sebebiyle güme giden bir konser olduğu için üzgün olsam da elden bir şey gelmiyor. Geçen seneki Uluslararası İstanbul Caz Festivali'nde SMV ile birlikte Stanley Clarke'ı izleme şansına sahip olduğum için biraz daha şanslı olduğumu hissediyorum :)


9 Temmuz 2010

Imogen Heap Davetiye Sorusu!!!

Garanti Bankası ve Caz Yeşili sponsorluğunda 10 Temmuz Cumartesi günü saat 21:o0'da İstanbul Modern'de gerçekleşecek olan Imogen Heap konseri için 1 adet çift kişilik davetiye sahibini arıyor!
Soracağım soruya mail atarak doğru cevabı veren 6. kişi davetiyenin sahibi olacak. O halde geçiyorum soruma:

"Imogen Heap'in çıkarttığı solo albümlerin adları nedir?"

Cevaplarınızı plnekmekci@gmail.com 'a gönderebilirsiniz...

8 Temmuz 2010

Chick Corea Freedom Band Konseri by Alper Tüzün

Ayaklı Etkinlik Takvimi'nden davetiye kazanarak Chick Corea Freedom Band konserine giden Alper Tüzün'ün kaleminden konseri aktarıyoruz sizlere. :)



Mavi/yeşil spot ışıklarının altında bir kelebek, belki de ışığa uçan böcek klişesini biraz abartarak ve sahne korkusunu da yenerek Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi'nde yükseliyor. Sahnenin iki tarafında sahil kumu üzerinde terkedilmiş bir tahta sandal, arkada eski bir şehir manzarasına karışmış gökyüzü ve tüm bunların ortasında efsane Chick Corea ve ismini hakkıyla taşıyan Freedom Band'i.

Taksim'de bir akşam üstü yemeğinden sonra metro istasyonunu gözümüze kestirmiş giderken, meydanda büyük bir sahneden kulağımıza gelen ses (Su Üstünde Avrupa Festivali'nin Taksim ayağında çalan East West Caz Orkestrası) bize artık yazın geldiğini, Temmuz'un geldiğini ve şehre cazın geldiğini kanıtladı. Kulağımızda bir saksafon solosuyla Açıkhava'nın yolunu tuttuk. Organizasyon en ufak bir sıkıntı yaratmadan cazseverlere işin sıkıcı kısmını (güvenlik kontrolleri, bilet kesimleri falan falan...) atlattırırken, biz de davetiyemizi arayarak her seferinde bir sonraki standa yönlendirilirken bulduk kendimizi. Davetiyelerimizi alırken bir görevlinin telsizine gelen "Konsere 10 dakika var" anonsuyla fark ettim 10 dakika sonra Chick Corea'yı göreceğimi.

Konserin başından sonuna kadar ayaklarımız (Chick Corea'nın ki bile :) davulda Roy Haynes'e eşlik etmekten kendini alamadı. Aman tanrım, o nasıl bir performans! 85 yaşındaki Roy 2 saat boyunca yerinde duramadı, sanki içinde küçük bir çocuk vardı ve baterisiyle oynuyordu, ne kadar neşeli, ne kadar enerjik olduğunu anlatamam. Sololarının büyük kısmını diğer grup üyeleri pianosunu, basını bırakıp yakından izledi. Hatta bir noktada Roy Haynes, elinde iki baget Chick'in yanında gidip pianonun mikrofonuna ritm tutarken -biz de alkış tutarken- Christian McBride bir eliyle basını tutarken gizlice diğer eliyle Roy'un bagetlerinden birini çalıp tek elle davula vurmaya başladı (Konserin bu noktadan sonraki 5-10 dakkası çalışılmış ve her konserde yapılan bir şey miydi, yoksa o anda mı çktı bilmiyorum; fakat ne olursa olsun Freedom Band adını nereden aldığını kanıtladı!) Grubun her bir üyesi dayanamayıp Christian McBride'a ayak uydurdu ve birkaç dakika içinde 4 usta aynı anda tek bir davulu çalıyordu! Ortaya çıkan ritm inanılmazdı, İstanbul cazseverleri kendinden geçti.

Christian McBride'dan bahsetmişken... Sanırım benim için gecenin süpriziydi. Zaten ne kadar harika olacağını bildiğim Chick ve Roy'un yanında en az onlar kadar iyiydi, dakikalar süren inanılmaz sololarıyla belki de seyirciden en çok alkışı o aldı, ustalarla iletişimi ve uyumu da inanılmazdı! Konserin sonunua doğru saksafonda harikalar yaratan Kenny Garrett diğer grup üyelerini alkışlatmak için isimlerini tekrar tekrar söylerken grubun arasındaki bağ inanılmazdı, kurulduktan bu kadar kısa süre sonra bu kadar sıkı bir aile olmaları gerçekten çok etkileyici. Gecenin sonunda tüm Açıkhava yazın ve festivalin başladığına ikna olmuş bir şekilde grubu dakikalarca alkışladıktan sonra İstanbul'un sokaklarına dağıldı. Tabi ben de dahil tüm erkeklerin hemen telefonlara sarılarak dünya kupası yari finalinin sonucunu öğrendiği de gözümden kaçmadı... :)

7 Temmuz 2010

Jülide Özçelik Band & Maarten Ornstein

Garanti Bankası sponsorluğundaki Uluslararası İstanbul Caz Festivali dahilinde Jülide Özçelik Band ve Maarten Ornstein Salon İKSV'de sahne aldı.

Bu post'u yazmadan önce şöyle geri dönüp baktım blog içinde. 24 Şubat 2009 tarihli post'umda bahsetmişim Jülide Özçelik'ten ve ona olan hayranlığımdan. Kısa bir özet geçeyim kendisini keşfetmem hakkında. Her şey kitap almak üzere İstiklal Kitabevi'ne girdiğim sırada dükkanda Jülide Özçelik'in albümü çalar ve ben satıcının yakasına yapışıp "Bu sesin sahibi kim?" diye sorup albümünü almamla başladı. Albümü ezberleyene dek dinledim de dinledim.

17. Uluslararası İstanbul Caz Festivali takvimine ilk baktığımda Imogen Heap, Seal, Tony Bennett'den hemen sonra gözüme çarpan ilk isim Jülide Özçelik oldu. Tekrar canlı izleyeceğim için epey heyecanlandırdı beni.

Ne yazık ki konserin başını biraz kaçırmış olmamın burukluğu ile içeri girdiğimizde Salon İKSV'nin Larry Graham konserinden sonra bambaşka bir ortama dönüştüğünü gördük. Üstlerinde mum olan masalar, ya ayakları ile ya da elleri ile, ama illa bir şekilde ritm tutarak Jülide Özçelik Band'e eşlik eden seyirciler... Tweet mi yapsam, konseri mi izlesem yoksa videoya mı çeksem arasında kalmak inanın bana çok zor bir durumdu!

Cem Tuncer, Ercüment Orkut, Kağan Yıldız, Ediz Hafızoğlu, Jülide Özçelik ve de tabii ki önemli misafir Maarten Orstein, kaba bir tabir olacak ama niyetim iyi :), tam anlamıyla döktürdüler! Son 2 röportajda sormuştuk hatırlarsanız. "Müzik olsaydınız, siz müzikle ilgileniyorsunuz diye gurur duyar mıydınız?" diye. Bu insanların cevabı tereddütsüz olarak "Evet!" olmalı! :)

"Bugün Neden Gelmedin" isimli parçada tüm Salon İKSV'yi hüzün kapladı. Herkes şarkıyı bambaşka bir şekilde dinledi eminim çünkü gerçekten o hisse kapıldım. Konser sonuna gelmek üzere olduklarını "Son 2 şarkımıza geldik" diye belirten Jülide Özçelik seyirci tarafından elbette bırakılmadı. Her şarkı sonunda "Aaa! Son şarkıymış ama! 1 şarkı daha!" diye ifade ettiler. Jülide Özçelik Band ve Maarten Ornstein seyircileri tabii ki kırmadı ve 1 şarkı daha çalıp ayrıldı. Dün kadar güzel bir geceyi daha fazla anlatmayıp size dün geceyi 1 şarkılık da olsa geri getiriyorum:

6 Temmuz 2010

Chick Corea Freedom Band Davetiye Sorusu!!!

Garanti Bankası ve Caz Yeşili sponsorluğunda 7 Temmuz Çarşamba günü saat 21:o0'da Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi'nde gerçekleşecek olan Chick Corea konseri için 1adet çift kişilik davetiye sahibini arıyor! Soracağım soruya mail atarak doğru cevabı veren 5. kişi davetiyenin sahibi olacak. O halde geçiyorum soruma:

"Chick Corea Freedom Band grubunun diğer üyeleri kimdir?"

Cevaplarınızı plnekmekci@gmail.com 'a gönderebilirsiniz...

Airstar 2

AIRSTAR: Samsung’un performans yarışması Airstar bu sene de ödül dağıtmaya devam ediyor!


Bu sene 2.’si gerçekleştirilecek olan Airstar yarışması, oneloveonetouch.com adresinde başladı. Airstar yarışması, adını “Air Guitar” ‘dan, yani hayali bir gitar çalıyormuş gibi yapmaktan alıyor. Yalnız arada bir fark var: Airstar yarışmasında hiçbir enstrüman kısıtlaması yok. Yarışmaya katılacaklarlar ister gitar, ister darbuka, ister kilise orgu hatta isterlerse vuvuzela çalsınlar, yeter ki kaydetsinler, ve yollasınlar.

Çalacakları enstrüman zaten hayali olduğu için, müzik bilgilerinin de bir önemi yok. Önemli olan yarışmacıların kendine güvenleri, yaratıcılıkları, vücut dilleri ve mimikleri.

2 Ağustos 2010’a kadar devam edecek yarışma sonunda birinci Samsung LE-40C650 102 ekran LCD TV, ikinci Samsung N150 Netbook, üçüncü ise Samsung Wave cep telefonu kazanacak. Verilen oylar neticesinde belirlenen şampiyonlar, ödüllerini yine Samsung sponsorluğunda düzenlenen bir ödül töreninde alacaklar.

Katılımlar için: oneloveonetouch.com

3 Temmuz 2010

Larry Graham & Graham Gran

Garanti Bankası sponsorluğundaki Uluslararası İstanbul Caz Festival'inin 2. günü Larry Graham & Graham Gran, Salon İKSV'de sahne aldı.


Doğruyu söylemek gerekirse ilk kez Salon İKSV'de bir konser izleyecek olmanın heyecanı ile gittiğim Larry Graham konserinde hiç bu kadar eğleneceğim aklımın ucundan geçmezdi! Müthiş bir bina, müthiş kibar görevliler, müthiş samimi bir salon... Sanırım bundan sonraki Salon İKSV konserlerini iple çekiyor olacağım diyerek dünü anlatmaya koyuluyorum.

Saatler 23:00'ı gösterdiğinde salonun dışındaki alandan bir bando takımı sesleri yankılanmaya başlandı. Ardından salonun kapısı büyük bir gürültü ile açıldı ve Larry Graham konseri başlattığını düdüğünü öttürerek ilan etti. :)

Grup tüm enerjisi ve neşesi ile sahneye çıktığında beyazlar içindeki ekibin kostümleri dikkatimi çekti. Çevresi parlak taşlarla çevrili fötr şapkalar, bembeyaz takım elbiseleri gene parlak taşlı gitar askıları... Vokalist kadının beyaz elbisesi ve ördüğü ama bir yerden sonra bıraktığı upuzun saçları ve kocaman mavi gözleri... Resmen göz kamaştırılardı!
Enerjilerini hiç kaybetmeden ve oylanamadan ilk şarkılarına giren Larry Graham ve grubu daha ilk 5 notalarını çalmıştı ki salon birden dalgalanmaya başladı. Seyircilerin bu kadar çabuk kendilerini havaya sokup dans ederek gruba eşlik etmeleri onları gerçekten sabırsızlıkla beklediklerinin açıkça kanıtıydı! Enerjileri hakkında şunu söyleyebilirim: İlk başta şarkı aralarında neredeyse hiç aralık vermeyip üst üste 3 şarkı çalmaları sebebiyle çektiğim video yüzünden kasılıp kalan kolumun ağrısı bile hiç rahatsız etmemişti, o kadar diyeyim size :)Ne zaman duruldular ve şarkı geçişlerinde ara vermeye başladılar, o zaman Larry Graham da seyircilerle sohbet etmeye başladı ve tabii İstanbul'a geldikilerine ne kadar sevindiklerinden de bahsetmeden geçmedi.

Funk'a doyduğum gecenin ilerleyen saatlerinde gecenin erken bitmeyeceğini "açık açık" söyleyen Larry Graham konserin son saatinde bir noktadan itibaren çalmak ve söylemek isteyen seyircileri tek tek sahneye çağırdı. İlk çıkan kişi Larry Graham'ın bas gitarını kaptığı gibi sanki onlarla birlikte yıllardır çalıyormuş gibi şarkıya eşlik ettikten ve büyük alkış aldıktan sonra sahneye vokal için biri daha çıktı. Tıpkı bir önceki seyirci gibi o da yıllardır grupla birlikte şarkı söylüyormuşcasına şarkıyı söyledi. En sonunda ise bir seyirci tekrar Larry Graham'ın bas gitarına talip oldu ve şarkıyı sonuna kadar götürdü.

Biraz ayaklarımı dinlendirmek için bina dışına çıktığımda içeri girmek isteyen ve bu konunda da epey ısrarcı olan sarhoş birisi ile karşılaştık. Salon İKSV görevlilerinin çok zarif ve kişiyi ruhen yaralamayacak bir şekilde kendisini geri püskürtüp içeri girmemesine ikna etmeleri çok güzeldi.

Salona geri döndüğümde ortam daha da hareketlenmiş ve seyircilerin neredeyse tamamı kendini dansa vermişti. Size şunu söyleyebilirim. Dün geceyi görememiş olanlarınız adına çok üzülüyorum. Bu kadar seyirci ile iç içe olan bir grup ve bu kadar samimi bir konser ortamı görmemiştim. Bas gitarda “slap tekniğinin” yaratıcısı olarak anılan Amerikalı bariton şarkıcı, müzisyen, besteci ve plak yapımcısı Larry Graham ve grubu dün resmen Salon İKSV'yi salladı!


25 Haziran 2010

Efes Pilsen One Love Festival 9 - 1. Gün

Herkesin EPOL 9 ile ilgili yazıp çizdiği, Facebook’u açtığımda feed’imin EPOL 9 fotoğraflarından geçilmediği şu günlerde elbette ben de yazmalıydım kendi görüş ve deneyimlerimi, asla aşağı kalamam! Baştan uyarayım uzun bi’ yazı olacak, şimdiden üzerinize rahat bişiler alın :)

Oldum olası sevdiğim EPOL’ü bu sene de kaçırmayarak koşa koşa gittim. Daha önceden bileklik sahibi olduğum için o konuda bi’ sıkıntı çekmezken, girişte arkadaş ve sevdicek için “Olur böyle aksaklıklar” diyip geçiştireceğimiz cinsten tatsızlıklar yaşanmadı değil. Bileklik olayını da atlattıktan sonra günün en sinir bozan, düşündükçe hala bile kızdığım nokta olan üst baş aramasına geldik. Çantamda her zamanki gibi fotoğraf makinem ve zoom lens olmayan 2 adet lensim vardı. Üst baş araması yapan hanımdan tam geçer not almıştım ki birden bi’ başkasına “Amirim! Amirim!” diye seslenerek yolumu kesti. Çantamda sanki bomba bulmuşcasına gösterilen lenslerim başıma dert olmuştu! Amirim diye seslenilen adamın yanıma geldiği an şu diyalog yaşandı. Noktasına, virgülüne dokunmadan aktarıyorum:
A: İçeri giremezsin bunlarla!
B: Efendim? Nasıl giremem?
A: Giremezsin basbaya. Bırakman lazım bunları.
B: Pardon nereye bırakacakmışım?
A: Git arabana bırak.
B: Arabayla gelmedim, kaldı ki zaten içeride bu ve benzeri bi’ sürü fotoğraf makinesi olduğunu biliyorum. Ne olacak şimdi peki?
A: Ben bilmem, ama bunlarla giremezsin. Akreditasyonun var mı? Yok. Giremezsin.
B: Bakın “Bunlarla giremezsin diyorsunuz ama çözüm göstermiyorsunuz. Nereye bırakılacak peki bunlar?”
A: Git basın masasına bırak.
B: Olur mu öyle şey? Neden oraya bırakıyormuşum? Tanımadığım etmediğim insanlara neden makinemi ve eşyalarımı emanet edeyim?

Soruma cevap dahi alamadan, umursanmayarak Amir Bey tarafından sırt çevrildim. Her gördüğü lensi ölçüp biçmeden, insanlarla nasıl konuşacağını tartmadan ve Amir ağırlığını ele alarak sırt bile çevirebileceğini düşünen zihniyet karşısında ben de kendi çözümlerimi aramaya başladım. Birkaç yere telefon ettiğimi göz ucuyla takip eden Amir Bey bi’ anda ortadan kayboldu! Telefonlar sonucu yanıma gelen 2 görevli kimin beni neden içeri sokmadığını sorunca gösterecek tek bi’ kişi bile bulamadım; çünkü gitmişti! “Her neyse abi, bugünü zehir ettirmem kimseye” diyerek alana girdiğim an rengârenk, cıvıl cıvıl insanlar sayesinde resmen içim açıldı. EPOL’e gelen insanların her geçen sene üst baş konusuna daha çok önem verdiğini fark etmemek elde değil. Müzik festivaline mi geldik, moda şovuna mı belli değil! :) Belli olan tek şey insanların gerçekten festival ruhu taşıdığıydı. Ayrıca gözümden kaçmadı, herkes güzel havayı bulunca ayakları fora moduna getirmiş. Çıplak ayak gezen herkes sanırım Efes One Love boyunca çimenlerle tam anlamıyla bütünleşti.




Öncelikle alanı biraz turladık. Hangi standlarda neler yapılıyor, en çok nereye rağbet var diye baktığımızda Samsung’un açık ara önde olduğunu gördük. Şöyle ki, geçen sene minik bi’ standa milyon tane aktivite sığdırmış olan Samsung’un bu sene en arkada kendi sahnesi vardı. Samsung, Airstar 2 ve karaoke gibi aktiviteler sayesinde deli gibi seyirci ve deli gibi ilgi toplamıştı. Geçen sene standının Ana Sahne’ye yakın olmasından ve çok fazla insan çekmelerinden ötürü yetkililerin “Bu sene sizi biraz daha arkaya alalım” demiş olması kulağımıza gelmedi değil ;)







Samsung’dan sonra en büyük ilgiyi gerek standa duran elemanlarının kılık, kıyafet, saç, favori ve bıyık kombinasyonları gerekse devasa futbol toplu oyunu ile Bomonti topladı bence. Devasa topla oynanan futbol-hentbol karışımı oyunun cazibesine kapılanlar sahanın içine attılar kendilerini; fakat topun ağırlığına dayanamamış olmalılar ki yerlere düşenler mi ararsın, takla atanlar mı, ezilen seyirciler mi… Hepsi oradaydı! :)

Annem tembihlemişcesine Fischerspooner öncesi her türlü ihtiyacımı gidermek için program yaptım. Öncelikle birkaç bira içilecek, ardından karın doyurulacak, konserin hemen öncesinde de tuvalete gidilecek. Güzel ve soğuk Efes’lerden (1 bira=6TL) birkaç tane içtikten sonra yemek kısmına doğru ilerledik. Ayıptır söylemesi 1 adet dürüm sipariş ederken sıra beklediğimizde neredeyse bütün arkadaşlarımı görmüş kadar oldum. Festivallerin bu yanını seviyorum işte. Uzun zamandır görmediğin insanların hepsini tek bi’ gün içinde görüp sohbet edebiliyorsun :) Her neyse, acılı söylemediğim halde; ama acı sever bi’ insan olmama rağmen beni dragona çevirmiş olan acılı dürümden sonra keyif sigarası yaktığımız sırada görevli bi’ kız yanaştı ve bi’ sürü rengarenk iğnelerden verdi. Kendime “müdavim” ve “konser sakini” iğnesini kaptıktan sonra, laf aramızda, biraz da zorumla gelmiş olan sevdiceğe de “nerdeyim ben?” iğnesini layık gördük :)

Gel gelelim tuvalet mevzusuna… Her seferinde tam teçhizatlı kameraman gibi gittiğim konser ve festivallere bu sefer hazırlıksız geldim. Yanımda ne bi’ peçete ne de bi’ ıslak mendil vardı. Tuvalette bulacağımı umarak girdim tuvalet sırasına ve daha önce hiç rastlamadığım bi’ düzene rastladım. Tuvalet kabinlerinin bulunduğu alanın hemen girişinde duran görevliler bekleyenleri tuvaletler boşaldıkça parça parça alıyordu, ki bu da bana gayet mantıklı ve düzenli geldi. Ne kadar sıklıkla temizlendiğini öğrenemedim; ama tam ben girerken temizlik görevlileri gelmiş tüm kabinleri temizlemeye başlamışlardı. Zaten anlatacağım olay da tam bu noktada başlıyor. Her şey yolunda, tahminimden daha az kuyrukta bekleyip boş bi’ kabine atmışım kendimi; fakat çoğu kabinin kilidi doğru düzgün çalışmıyor, kabinler kitlenmiyor! Paçalarım leş olmasın diye kıyafetime mi mukayyet olmaya çalışayım, kilidi bozuk kapıyı mı tutmaya çalışayım, yoksa yüzyıllardır o anı bekliyormuşcasına mutluluğa mı erişeyim gibi düşünceler ile boğuşurken hiç beklemediğim bi’ anda görevlinin zart diye kapıyı açması ve aslında saliselerle sınırlı ama ikimiz adına 10 dakika utanç içinde ne yapacağımızı bilmeden geçirdiğimiz zamanda kapatması bir oldu! Şikayetçiyim arkadaş tüm kilidi bozuk ve tuvalet kağıdı bitmiş kabinlerden!

Geçen sene Otto Santral’de Fischerspooner’ı elimi atsam dokunacak kadar mesafeden izlemiş biri olarak bu sene gerilerde kalmış olmanın hüznünü yaşarken bi’ yandan da biraz uzaktan; ama ıkış tıkış olmadan, çok net izlemiş olmanın mutluluğunu yaşıyorum. Geçen gelişindeki kostümlerinin birkaç eksik ile aynılarını giymiş olsa da bu kez dansçıları 1-2 farklı kostümle sahnedeydi. Ha bi’ de çekik gözlü dansçısı haricinde 1 erkek dansçı daha vardı. Sahne dekoru olarak kostüm askılıklarının yanı sıra Casey’nin arkasında duran, boyundan büyük ve tekerlekli 2 ayna bulunuyordu. Performansı en az 1 önceki kadar iyi olan Casey’nin bu kez sanki çenesine vurmuş gibiydi. Seyirci ile sürekli diyalog halindeydi ve bunu o kadar başarılı bi’ şekilde yapıyor ki adamın samimiyetine bayılmamak mümkün değil! Yalnız sadece minik bi’ eleştirim olacak o da konser boyunca şarkılar arasında süreklilik yoktu. Şöyle ki yeni şarkı başlayacağı zaman ya dansçılar kostümleri giymede gecikti diye yeni şarkının 3-5 notası girdiği an kesildi, ya muhabbeti geldi kesildi vs vs… Emerge şarkısının başında şarkının sözünü bilenleri soruşturdu ve ardından seyirciler arasında duran ve “You’re gorgeous! Come here!” dediği Eylül’ü sahneye çıkarttı. Eylül’ü tanıdığımdan değil, sadece ismini telaffuz ederken “Ooh those Turkish names!” diyerek defalarca Eylül demeye çalıştığı için kızın ismi ister istemez aklıma kazındı :) Dansçılar Eylül’e pırıl pırıl parlayan bi’ ceket giydirdi, sırtına siyah kanatlar taktı ve Casey de eline mikrofonu tutuşturup sahnenin bi’ köşesine çekildi. Ne yalan söyleyeyim Eylül de seyirciyi coşturdu. (Fotoğraf için tıklayın.) Bu arada unutmadan söyleyeyim Casey’nin Twitter’ını takip ediyorum uzun zamandır. Konser sonrası Eylül kendisine teşekkür tweet’i göndermiş, Casey de bunu RT etmiş. Buradan görebilirsiniz.

Casey, konseri çoğu kişinin favori parçası olan Never Win ile bitirdikten sonra stage diving yapma niyetinde olduğunu hemen belli etti tabi. Tam sahneden kendini insanların üzerine bıraktı ki “Hadi abi, hadi!” der gibi sahne ışıklarının söndürülmesi bir oldu! Her ne kadar Casey’nin durumunu net görememiş olsam da bacaklarının sürekli havada, oradan oraya gittiğini görmek de yetti.

Çok Groove Armada insanı olmadığımız ve de ayaklarımızın artık zonklama aşamasına geldiği için Fischerspooner’ın sahneden ayrılmasıyla biz de ufak ufak eve dönüş yolunu tuttuk. Bütün gün “Ben de fırıldak istiyorum!” diye tutturmuş olan ben, girişte kova kova fırıldaklara saldırdım ve sanırım One Love’ın ilk günü için hatırladığım son karem bu oldu :)Alanın hemen çıkışında kapının çevresine birikmiş esnaf görüntülü insanlar alandan çıkan herkesi taciz eder gibi yanına yanaşıp “Şu bilekliği verin de biz de girelim birader!” demeleri aşırı rahatsız ediciydi. Kapı önü güvenliği gibi herhangi bi’ görevli de görmedik zaten. Ana cadde üzerinde birikmiş taksiler içeride “Ya taksi bulamazsak? Bu yorgunlukla sürünürsek? Ya asla eve dönemezsek?” paniğimize ilaç gibi geldi; fakat onlar da sıra kapmaca mevzusu yüzünden kendi aralarında tartışıyorlardı. Anlayacağınız çoğu konser çıkışında olduğu gibi Efes One Love’ın da çıkışı biraz harala güreleliydi. Eve vardığımızda enerjimin sıcak ve güneş tarafından tamamen emilmiş olduğunu, ayaklarımın da koparcasına ağrıdığını söylersem yalan olmaz.
Değdi mi?
Bu da soru mu! :)

24 Haziran 2010

Akbank 7. Kısa Film Festivali Başvuruları Başladı

7.'si düzenlenecek olan Akbank Kısa Film Festivali, 7 -17 Mart 2011 tarihlerinde gerçekleştirilecek.

23 Haziran 2010

Efes Pilsen One Love Festival by Cansu Elter

Ayaklı Etkinlik Takvimi'nden davetiye kazanarak Efes Pilsen One Love Festival'a giden Cansu Elter'in kaleminden festivali aktarıyoruz sizlere. :)

Festival demek sadece müzik dinlemek değil.Festival demek ihtiyacın olan temiz havayı biraz alabilmek, mavi gökyüzüne bakabilmek, uzun zamandır görmediğin dostlarını görebilmek, bu hoş tesadüflerle gününü renklendirmektir.Gündüz güneşinin kavurduğu tenini buz gibi bir birayla serinletmektir.İnsanların cıvıltılarıyla dertlerinden uzaklaşmak, müziğin bütünleyici etkisiyle bir olmaktır.Bu yüzden festival ruhun gıdası, olmazsa olmazıdır.Bu festivalde senelik gıdalarımdan biri, bir önceki senelerdeki gibi, hafızama hoş desenlerle dokunan bir anı oldu.Bunun için Pelin'e teşekkürü bir borç biliyorum tabi ki. Ayaklı Etkinlik Takvimi ile benim ve benim gibi birçok müzikseverin ruhunu tazeleyen tınıları dinlememizi sağladı, sağlıyor. Ulvi bir görev bir nevi :) Ha, davetiyem sayesinde ne bilet kuyruğu, ne de bileklik kuyruğu derdine girmeden jet hızıyla alana vardım, onu da söylemeden edemeyeceğim :)

Efes One Love'a bir takım sebeplerden dolayı çok erken gidemesem de, alana vardığımda The Whitest Boy Alive'ın güzel sound'u karşıladı beni. Kings of Convenience'in nerd kılıklı ama sempatik elemanı Erlend Oye zaten birçok arkadaşım vesilesiyle enişte statüsünde saydığım bir kişilik, severek dinledim. Hem dinledim hem de yeni gelmenin verdiği bir gereklilik olarak kim nerde, nasıl buluşuyor organizasyonunu yapıp, akreditasyon yeteneğimi gözler önüne serdim (grup o arada biraz kaynadı demeye varıyorum.).

Sonrası malum, Fisherspooner muhteşem sahne performansıyla beni benden alırken, Groove Armada alkolün en etkin olduğu saatlerde bile hoplayıp zıplamamı sağladı. Kendilerine de teşekkürü borç biliyorum, senenin tüm enerjisini ve birikmişliğini içimden alıp doğaya saldılar:) Bir de önünde durduğumuz ağacın üzerine çıkıp dans eden iki turist ablamız biralarının yarısını üzerimize dökmeseydi, gece daha "kuru" geçebilirdi, ama sağlık olsun, o da nazar boncuğu.

Konserlerden sonra başlayan Oldies But Goldies party'e gelen çadıra insanlar doldu taştı. O da kısa ama güzel sürdü, gönül isterdi ki bi 4'lere kadar dinleyelim ama her festivalin bir bitiş saati var değil mi?

Ve festival alanı... Bu sene, geçen senelere göre daha az etkinlik olduğu gerçeğini es geçemeyeceğim. Ana sahne, Samsung çadırının etrafı ve tuvaletlerin önündeki kalabalık dışında birikilmiş bir etkinlik alanı yoktu. Gençler çayırda çimende zaman harcıyordu. Freshtival bile o kadar dar bir alana sahip olmasına rağmen, birçok etkinlik çadırına sahipti. Ki her ikisi de Pozitif Organizasyon'un işi olduğundan candır, orası ayrı.

Barlar yeterli sayıdaydı, servisler kusursuz işledi, yeni tatlar denendi, beğenildi (bira mojito), yine başarılı bir festival geldi, geçti. Emeği geçen herkesin eline, Ayaklı Etkinlik Takvimi'ne sağlık diyorum ve daha fazla kafa ütülemeden nacizane festival yorumumu burada noktalıyorum:)

22 Haziran 2010

Tek Aşkımız Efes Pilsen One Love Festival by Tolga Sirkeci

Ayaklı Etkinlik Takvimi'nden davetiye kazanarak Efes Pilsen One Love Festival'a giden Tolga Sirkeci'nin kaleminden festivali aktarıyoruz sizlere. :)

Şu sıcak ve bunaltıcı günlerinin üzerine televizyondaki limonata reklamlarının verdiği sinir stres de eklenince içinden çıkılamayacak hale gelinen bir yaz zamanı, hafif bir rüzgarda hamakta sallamak kadar keyif verdi Efes Pilsen One Love Festival.

Özellikle geçen sene; ruhumu çoktan kendilerine sattığım, elektronica’nın ağababası Röyksopp’u İstanbul’a getirerek beni kendimden geçiren Efes Pilsen One Love Festival gelip çattı, “acaba bir yerden davetiye bulabilir miyim?”li cümleler kafamın içinde oynamaya başlamıştı.

Efes Pilsen One Love Festival öyle bir festival ki aslında; festival alanının şehir merkezinde olması, ulaşımın son derece rahat ve ücretsiz olması, arkadaş eş dost eski sevgili vs. hemen herkesle rahatça karşılaşılması, alkolün abartı fiyatlar olmadığı için rahatça tükilebilmesi ve bunun üstüne üstlük hastası olduğun grupların bir bir ayağına kadar gelmesi... Şimdi böyle bir festivale gitmeyen adamı bir temiz döverler. Hem de meşe odunuyla...

Çok zaman geçmedi, “Acaba davetiye bulabilir miyim?” derdime sağolsun Ayaklı Etkinlik Takvimi derman oldu ve Cumartesi günü için mis gibi bir davetiye kazanmama vesile oldu. Zaten Cumartesi günü için çok daha heyecanlıydım çünkü hastası olduğum Erlend Oye’lu Whitest Boy Alive ve yine canım ciğerim Groove Armada ayağına kadar geliyordu.

Günün öldürücü sıcak saatleri biraz hafifledikten sonra festival alanına ayak basmamla her seneki heyecanlı ortam yine karşıladı beni. Yukarıda saydığım, One Love’ın doğası durumlar bir bir kendini göstermeye başladı. Biraları yudumlamaya başlamalar, iki adımda bir eski-yeni arkadaşlarla karşılaşmalar, ayaküstü sohbetler...

Vakit yavaş yavaş ilerlerledikten ve ayaküstü karşılaşma sohbetleri bittikten sonra müzik için biralarımızı tazeledik, yerimizi sabitledik. Whiest Boy Alive’dan başkadık dinlemeye. Gözümüz Erlend Oye’un zerdali dalı gibi boyunu gördü, kulağımız yumuşacık sesini dinledi. Ardından Fisherspooner çıktı, şahane bir sahne şovuyla bizi bizden aldı. Hatta bir ara gruptan birisinin sahnede aslında çıplak olduğu iddia edildiyse de, “Onun canı sağolsun.” diyerek şovu izlemeye devam ettim.

Saat ilerledikçe, içilen biraların da sayıca etkisiyle tuvalet medcezirlerinin artmasına engel olamadık. Olsundu, sırada da Groove Armada vardı. Derken onlar da çıktı. Çok söze gerek yok, Cumartesi headliner’ı olarak üstlerine düşeni fazlasıyla yaptılar.

Uzun lafın kısası; beklediğimden ne eksik ne fazla, tam olmasını istediğim gibi geçti her şey. Sonuç olarak buradan söylemek isterim ki;

“Bu seferkini saymayız, seneye bir daha gelin...”

Herkese teşekkürler...

Fotoğraf: Ilgaz Erel

Efes Pilsen One Love Festival 9 by Yasin Talaşçı

Ayaklı Etkinlik Takvimi'nden davetiye kazanarak Efes Pilsen One Love Festival'a giden Yasin Talaşçı'nın kaleminden festivali aktarıyoruz sizlere. :)


Efes Pilsen One Love Festival 9 için inanılmaz sabırsızlıkla bekliyordum. One Love Fest 7'de inanılmaz eğlenmiş, festival alanından büyük bir mutlulukla ayrılmıştım. One Love 8 ise askerlik nedeniyle güme gitmişti. One Love 9’un line up’ına göz atınca "yaz gerçekten başlıyor" dedim. Festivale günler kala açıklanan Fischerspooner bana şunu dedirtti: "İşte budur, yaz festivali budur!" Cumartesi Fischerspooner ve Groove Armada, Pazar ise Sophie Ellis-Bextor ve The Ting Tings. Arkadaşlarla sınırsız eğlence bizi bekliyordu.

Her festivalde olduğu gibi festmate’imle, ki kendisi Ayaklı Etkinlik Takvimi'nin Cumartesi davetiyesi kazananıdır, acaba davetiye bulabilir miyiz sorusunu sorduk. Ve ve ve teşekkürler Ayaklı Etkinlik Takvimi, "evet" cevabını sizden aldık. Bu güzel cevaptan sonra hemen cumartesi olmasını istedik.

Cumartesi çalışan insanlar familyasından olan ben, paydosun saati gelmesiyle ile şirkette üstümü değiştirip Santralistanbul’a doğru yola koyuldum. Festival alanındaki yeterli içki satış noktası hoştu. Boşuna içki sırasında vaktimizi öldürmedik. Gene festivallerin en büyük sıkıntısı olan WC sorunuda yok gibiydi. Sadece gece bir ara bayağı bir lavaboda su yoktu. Festival alanına girmemi takiben Fischerspooner bana hoşgeldin dedi resmen. Başarılı (inanılmaz hatta) sahne performansları ile bilinen Fischerspooner karşımdaydı. Ve o şovlarını şimdi bize sunuyorlardı. Casey’in seyirci ile olan muhabettide müthişti. Sanki konser değil sanki evdeyiz ve kendisi karşımızda. Hatta Eylül’ü sahneye çıkartması ve Emerge söyletmesi... Sabaha kadar kalsalardı eğlenirdik ve sanırım kimse bıkmazdı. Casey’i yaptığı konuşmaları ve jestleri ile bizi de grubuna davet etti. Tek eksik yanı vardı Fischerspooner keşke daha geç çıksaydı sahne efektlerini daha iyi görseydik. Casey’in "I am an artist, not a popstar" demesi akıllarda kalan anlardan biri. Never Win’den önceki "alın size eğlenceyi gümüş tepside sunuyorum" konuşması diğeriydi.

Groove Armada ise biraz beklentilerimin altındaydı. Sanki bir şeyler denemeye gelmişler gibiydiler. Kendileri bir elektronik ve chill-out grubu ama One Love'da biraz indie’ye kaçtılar. "Stüdyoya girmedik burada deneyelim. Bakalım seyirci ne tarz tepki verecek" tarzındaydı bence. Ama sahne efektlerine laf yok göz alıcıydı.

Keyif ve eğlenceden bıkmayan bizler geceye Oldies But Goldies çadırının önünde geçirdik. Bana göre oldies tarzı bu festivale uygun değildi. Daha farklı bir konsept parti bulunabilirdi.
Pazar günü uyandığımızda ise cumartesi akşamından damarlarımızda kalan serotonin, endorfin ve adrenalin vardı. Kalan bu hormonların üzerine yenisini eklemek için tekrar yola koyulduk Santralistanbul’a. Yağmurun getirdiği hafif serinlik bizi mutlu da etmişti. Sophie Ellis-Bextor’ı beklemeye başladık. Bu arada Kung Fu'ya kulak verdik. Sanırım bir miktar teknik sıkıntı yaşadılar biraz geç çıktılar. Kendi şarkılarını söylediler güzeldi de ama bence start'ı o güzel coverları ile yapmalıydılar. Derken Sophie’nin saati geldi ve o en nadide porselen güzelliği ile sahneye çıktı kraliçemiz. Hani biri sorarsa "kimde yıldız ışığı var?", cevabı Sophie dir. Sahnede resmen parlıyordu. Ilk defa Türkiye'ye gelmesi ve bu ilk gelişinde yeni çıkardığı albümünden 5 şarkıyı ilk defa bize söylemesi büyük bir süprizdi. Yeni albümüde gerçekten başarılı. Kendisinin sözleri ile bu ilk randevumuzdu ve inanılmaz güzel geçti. Zaten kendisine hayrandım. Sanırım aşık oldum artık :D. Tekrar buluşmak üzere deyip bize Heartbreak Make Me A Dancer ile veda etmeside çok güzeldi.

Ve sıra bana davetiye kazanmamı sağlayan The Ting Tings’ e gelmişti. Birçok kişi The Tings Tings için gelmişti Pazar günü festivale. Sahneye çıkmaları ile enerji dolu ritmleri ile dans etmeye başladık ve gördüğüm herkes nerede olursa olsun dans ediyordu. Bir ara Ghostbuster’ın soundtrack'ini duymamız güzel bir andı. Sahnede çok cool durmalarına rağmen bizleri coşturmayı başardılar. Shut Up and Let Me Go’yu duymak ayrı bir zevk verdi :D.
Keşke bitmesin dediğim festival bittiğinde ise güzel bir rüyadan uyanmış gibiydim. Efes One Love Festival yıldan yıla kendini geliştiriyor. Seneye nasıl bir süprizlerle karşımıza çıkacaklar çok merak ediyorum.
Tekrar teşekkürler Ayaklı Etkinlik Takvimi...


18 Haziran 2010

Efes Pilsen One Love - Pazar Davetiye Sorusu!!!

İletişim sponsorluğunu Vodafone'un üstlendiği 20 Haziran Pazar günü saat 14:00'da Santralistanbul'da başlayacak olan Efes Pilsen One Love Festival için tek kişilik ve sadece Pazar gününü kapsayan 2 davetiye sahiplerini arıyor! Soracağım soruya mail atarak doğru cevabı veren 2. ve 16. kişiler davetiyelerin sahibi olacak. O halde geçiyorum soruma:

"The Ting Tings 2008 MTV Video Müzik Ödülleri’nde hangi parçaları ile En İyi Parça Ödülü’nü kazandı?"

Cevaplarınızı plnekmekci@gmail.com 'a gönderebilirsiniz...

Efes Pilsen One Love - Cumartesi Davetiye Sorusu!!!


İletişim sponsorluğunu Vodafone'un üstlendiği 19 Haziran Cumartesi günü saat 14:00'da Santralistanbul'da başlayacak olan Efes Pilsen One Love Festival için tek kişilik ve sadece Cumartesi gününü kapsayan 3 davetiye sahiplerini arıyor! Soracağım soruya mail atarak doğru cevabı veren 1., 5. ve 10. kişiler davetiyelerin sahibi olacak. O halde geçiyorum soruma:


"Daha önce de ülkemizi ziyaret etmiş olan Groove Armada, Efes One Love’da hangi gün ve saat kaçta sahne alacak?"

Cevaplarınızı plnekmekci@gmail.com 'a gönderebilirsiniz...

15 Haziran 2010

Eric Clapton & Steve Winwood by Abdullah Çakır

Ayaklı Etkinlik Takvimi'nden davetiye kazanarak Eric Clapton & Steve Winwood konserine giden Abdullah Çakır'ın kaleminden Pazar gecesini aktarıyoruz sizlere. :)


Kazandığım davetiyeler elime ulaşmadan önce bunun bir muziplik olduğunu düşünüyordum. Sonra ertesi gün kapı çalındı, biletlerim gelmişti. Bu sene bütün konserlere gitmekten bükülen belim için ilaç gibi gelmişti bu biletler.

Konser günü İstanbul'un havasında bir hinlik vardı. Sanki İstanbul; Eric Clapton'dan bunca senenin hesabını soruyor gibiydi. Evden saat altıda çıktım. İstedim ki, konserin bütün heyecanını an be an yaşayabileyim. Taksim'den Sarıyer istikametine giden otobüse bindim. Bindiğim araç belediye otobüsünden ziyade Eric Clapton fanlarını taşıtan bir tür servise benziyordu. 65 yaşlarında 2 tane rocker ağabeyle tanıştım. Taksimden Kuruçeşmeye varana değin eski muzik gruplarından ve konserlerden konuştuk. Pink Floyd fanı olduğumu söyleyince daha yaşlıca olanı -şu an öz oğlumdan bir farkın kalmadı- dedi. Çok muhabbet insanlardı. Hiç abartısız tanıdığım en sağlam rockerlardı.

Bir saat sonra Nihayet Kuruçeşme Arena'ya varmıştık. Etrafta mahşeri bir kalabalık vardı. Gördüğüm kadarıyla yaş ortalaması epeyce yüksekti. Uzunca bir kuyruktan sonra nihayet içeriye adımımızı attık. İçeriye girişimizin üstünden 10-15 dakika geçmişti ki, Eric Clapton ve Steve abi sahnede belirdi. Bu tip konserlerde 1-2 saat bekletilmeye alışık bünyem şaşırdı haliyle. Eric ve Steve ikilisi, eski grupları Blind Faith’in ilk ve son albümlerinin açılış şarkısıyla karşıladılar bizi. Bütün konser görsellerinde kısa saçlı olarak gördüğümüz Clapton saçlarını uzatmış; bir tür masal kahramanına bürünmüştü. Sonra Low Down sonra After Midnight sona Presence of The Lord çaldılar. Babalar üstümüze üstümüze saçıyordu yıldızlarını. The Shape I'm In ve Glad arası bir yerlerde havai fişekler patlıyordı gökyüzünde. Hava serinledi. İstanbul'un kızgınlığı yavaş yavaş dinmişti. İstanbul Eric Clapton'u bağrına basmıştı adeta. Binlerce insan hep bir mest olmuş bir şekilde sahneye kitlenmişti. Cocaine’ye kadar rüya gibi geldi aktı zaman. Sonra kaçıp gittiler. Ben ancak o zaman ayılabildim. Bir süre zaman ve mekan kavramlarından sıyrılmıştım çünkü. Uzun ısrarlardan sonraTraffic’ten Dear Mr. Fantasy’i çalmak için geri döndüler.

Gece biterken insanların ona neden "Eric Clapton is God" dediğini daha iyi anladım. Eric Clapton belki tanrı değildi ama; müzikalite bakımından bir insanın erişebileceği en üst mertebede seyrettiği kesindi.

Ona inandık. Ona güvendik.

Ayaklı Etkinlik Takvimi'ne her şey için çok teşekkür ederim. Bu güzel geceyi Eric Clapton'dan sonra en çok ona borçluyum.

10 Haziran 2010

Eric Clapton & Steve Winwood Davetiye Sorusu!!!

Binboa sponsorluğunda 13 Haziran Pazar günü saat 21:o0'da Turkcell Kuruçeşme Arena'da gerçekleşecek olan Eric Clapton & Steve Winwood konseri için 2 adet çift kişilik davetiye sahibini arıyor!
Soracağım soruya mail atarak doğru cevabı veren 1. ve 15. kişi davetiyenin sahibi olacak. O halde geçiyorum soruma:

"Eric Clapton'un "Riding With The King" albümünü beraber hazırladığı Blues efsanesi kimdir?"

Cevaplarınızı plnekmekci@gmail.com 'a gönderebilirsiniz...

8 Haziran 2010

110 Davetiye Sorusu!!!

9 Haziran Çarşamba günü 21:00'da Jolly Joker Balans'ta gerçekleşecek olan 110 konseri için 5 adet çift kişilik davetiye sahibini arıyor! Soracağım soruya mail atarak doğru cevabı veren 1.- 3.-5.-7 ve 9. kişi davetiyenin sahibi olacak. O halde geçiyorum soruma:

"110 grubunun fan forumlarını sözlük haline getirdikleri sözlüğün adresi nedir?"

Cevaplarınızı plnekmekci@gmail.com 'a gönderebilirsiniz...

3 Haziran 2010

Ceylan Ertem @ Ghetto by Efe Efeoğlu

Ayaklı Etkinlik Takvimi'nden davetiye kazanarak Ceylan Ertem konserine giden Efe Efeoğlu'nun kaleminden Cuma gecesini aktarıyoruz sizlere. :)

Anima'dan beri dinlememiştim Ceylan Ertem'i. Sonrasında kaç kere Friendly Fire'a gitmek istesem de olmamıştı. Kendince ne tarz işler yaptığını biliyordum ancak İnsandık şarkısıyla beklentimi biraz aşağı çekmiştim. Albüm çıkmamış ama bir sürü yerde konser vermeye başlamış Ceylan. Sonuncusu da Ghetto'daydı ve Ayaklı Etkinlik Takvimi sayesinde konsere gidebilme şansı buldum. Buradan teşekkürlerimi bir borç bilirim.

Ghetto'nun kapısına geldiğimde hiç içmedim düşüncelerindeydim. Neyse bir şekilde içeri girdik ama içerisi oldukça boştu. Daha başlamayacak herhalde derken "15 dakikaya başlayacak" dediler. Hakikaten de başladı gerçi 15dk içinde biraz daha dolmuştu içerisi ama oldukça az sayılırdı. Ceylan'ın yeni olması, Ghetto ve sıcak havalar neden olmuştur muhtemelen. Sahnede eski partnerlerinden Murat Çopur'da (Disko Kralı ile iyice ünlü oldu kerata) vardı. Kendisini nerede güzel grup varsa onun basçısı olarak görmeye alışıktık zaten. Onunun dışında Friendly Fire'dan herhangi biri yoktu gerçi bir grup kişi daha var ancak bugün sadece altısıyla beraberiz demişti Ceylan.

Anima'dan sonra Friendly Fire'da iyiden iyiye artan funk ve R&B ritimleri yoğunlaşmıştı. Yine bolca olacak diye düşünüyordum ancak pop, rock ve caz gibi geldi bana daha çok yeni Ceylan Ertem. Ceylan'ın tavırları tarzı neredeyse eskisiyle aynıydı. Şarkılar çalındıkça arkadaki grubun gücü git gide ortaya çıktı. Özellikle ismini hatırlayamayacağım ama gitarist bir harikaydı. Çift saplı gitarlar, perdesiz gitarlar uçuştu ortamda ve hepsinde de hünerini ortaya koymakta zorlanmıyordu. Son parça ise tek kelimeyle mükemmeldi. Herhalde konserin en sert parçasıydı ancak insanları öyle bir ateşlemişti ki bitmesin istedik konseri ama öle olmadı ve bitti. Artık bir dahaki Ceylan Ertem konserine kadar ne kadar iyi olduklarını bahsetmeye devam edeceğiz.

Not: Ceylan'ın rastalarını geri istiyoruz.

1 Haziran 2010

Sattas @ Ghetto by Ozan Öke

Ayaklı Etkinlik Takvimi'nden davetiye kazanarak Sattas konserine giden Ozan Öke'nin kaleminden Cumartesi gecesini aktarıyoruz sizlere. :)

Öncelikle beni Sattas ile tanıştıran Ayaklı Etkinlik Takvimi'ne çok teşekkür ediyorum. Ayaklı Etkinlik Takvimi'nde davetiye sorusu sorulana kadar, Sattas hakkında hemen hemen hiçbir bilgim yoktu. Genelde davetiye sorularından sonra ufak bir araştırma yapıp beğenirsem cevap yazarım. Ufak bir araştırmadan sonra güzel olabilceğini düşünüp davetiye için mail attım ve kazandım.

Geceye ilk gidenlerdendik. Sattas, Ghetto'yu Reggae için olabilecek en güzel şekilde yapmaya çalışmış ve başarmış gibiydi. Fakat Ghetto'nun konser öncesi ve sonrası bangır bangır DJ ile çalması çok garipti. Duvarlarda Sattas'ın hazırladığı çalışmalar varken, ortamda tütsü yakılmış, ışıklar en aza indirilmişken DJ'in orda dımtıs dımtıs yapması çok rahatsız edici geldi. Onun yerine hafif müzikler tercih edilse, Ghetto da biraz ortama uysa süperolabilirdi. Geceye ilgi biraz azdı ama bunda Ladytron ve Mika' nin etkisi büyük olsa gerek. Genede eglenceli bir kalabalık vardı Ghetto'da.

Sattas sahneye çıktığında hiç beklentim yoktu, umarım güzel olur diye düşündüm. Başladıklarında gecenin güzel olacagi belli gibiydi, Türkçe Reggae dinlemek çok değişik ve çok hoş geldi. Grup üyelerinin bu işi çok sevdikleri için yaptıkları gözlerinden belliydi ve bu yaptıkları müziğe yansıyordu. Grubun arkasına yansıtılan resimler ve videolar çok güzel ve ilgi çekiciydi. Yansıtılan görüntüler genelde söylenen şarkının içeriğiyle ilgili olması konseri daha da ilgi çekici hale getirdi.

Türkçe Reggae Sattas'ı dinlemeden önce olmaz diyebileceğim bir şeydi ama artık dinleyebileceğim bir müzik teşekkürler Sattas ve Ayaklı Etkinlik Takvimi, bana
yeni bir zevk kazandırdınız. Bundan sonra arkdaşlarıma önerebileceğim bir etkinlik oldu Sattas konserleri. Kafa dağıtmak, eğlenmek, özgürce dans etmek için birebir. Konserin sonuna kadar kalamadim, 21:00'de işten çıktım ve yorgun düştüm, ilk arada kaçmak zorunda kaldım ama artık Sattas konserlerini takip edeceğim :)

Azzz sonraaa: Black Heart Procession İstanbul'daydı by Ozan Sakin

Ayaklı Etkinlik Takvimi'nden davetiye kazanarak The Black Heart Procession konserine giden Ozan Sakin'in kaleminden Perşembe gecesini aktarıyoruz sizlere. :)

Peki kemanı neredeydi?

Bileklerimizi enine değil, kol boyuna kesme hissiyle gençliğimizi kararttığımız o güzel Black Heart Procession (yazının devamında BHP olarak anılacaktır) neredeydi?
Akordeonsuz bir BHP yeterince black olabilecek miydi?
Neden bütün şarkıları yoğun bir bas ve tok bir baterinin hakimiyetine bırakmışlardı?

Azzz sonraaa

Acaba BHP "bazı gruplar albümlerde güzel" mi dedirtecekti?
Ghetto'daki arka plan görselleri çok mu 80'lerdi, havamızı mı kaçırdı? Hele ekran ortasında elips alan açıp oraya insan yüzü oturtmak, Pikaçu sizi ısırsa aklınıza gelir miydi?

Azzz sonraaa.

Seyirciler ne kadar müthişti, yoksa birçok şarkı için ayrı ayrı tezahüratlar yapılıp bir de çoğu şarkı ezbere mi söylenmişti? Grup bu duruma çok mu sevinmişti? Basçı zenci abimiz amatör kamerayla seyircileri mi çekmişti?

Azzz sonraaa.

BHP'nin kullandığı en ilginç enstrüman yoksa bir testere miydi? Bir süre kalabalıktaki koca saçlı insanlardan dolayı görülemeyen testere Termin mi zannedildi? O uzaysal sesle akordeon ve keman olmadan bizi uzaya çıkarabilmiş miydi?

Azzz sonraaa.

Ghetto'nun clubber tayfası orta sahanın gerisinde konuşlanıp neden sürekli bira tokuşturma sesleri ve arka-sırada-konuşanlar sesleri çıkarıyorlardı, konser mi sarmamıştı, yoksa saygısızların önde gidenleri miydiler en sevilesi, en kalp yakıcı BHP şarkıları terennüm edilirken?

Azzz sonraaa.

"It's a crime I never told you about the diamonds in your eyes" daha kaç kez bu gruptan seve seve canlı dinlenirdi?
Her şeye rağmen BHP'yi canlı görüp toprağa öyle girecek olmayı bilmek sevapların en karası, en güzel değil miydi?

Konserden bir video: DA-DAN DANDA-DANN

28 Mayıs 2010

Ladytron DJ Set Davetiye Sorusu!!!

29 Mayıs Cumartesi günü saat 00:00'da Bronx Pi Sahne'de gerçekleşecek olan Ladytron DJ Set için 5 adet çift kişilik davetiye sahibini arıyor!
Soracağım soruya mail atarak doğru cevabı veren 2.- 4.-6.-8. ve 10. kişi davetiyenin sahibi olacak. O halde geçiyorum soruma:

"Ladytron'un son albümünün adı nedir?"

Cevaplarınızı plnekmekci@gmail.com 'a gönderebilirsiniz...

Ghetto Kapanış: Sattas Davetiye Sorusu!!!

29 Mayıs Cumartesi günü sezonun son Ghetto konseri olarak saat 22:30'da Ghetto'da gerçekleşecek olan Sattas konseri için 5 adet çift kişilik davetiye sahibini arıyor!
Soracağım soruya mail atarak doğru cevabı veren 1.- 3.-5.-7 ve 9. kişi davetiyenin sahibi olacak. O halde geçiyorum soruma:

"Sattas grubu kaç yılında kurulmuştur?"

Cevaplarınızı plnekmekci@gmail.com 'a gönderebilirsiniz...

27 Mayıs 2010

Ceylan Ertem Davetiye Sorusu!!!

28 Mayıs Cuma günü saat 22:30'da Ghetto'da gerçekleşecek olan Ceylan Ertem konseri için 5 adet çift kişilik davetiye sahibini arıyor!
Soracağım soruya mail atarak doğru cevabı veren 1.- 3.-6.-9. ve 11. kişi davetiyenin sahibi olacak. O halde geçiyorum soruma:

"Gökçen Dilek Acay'ın yönettiği Ceylan Ertem'in klip şarkısının adı nedir?"

Cevaplarınızı plnekmekci@gmail.com 'a gönderebilirsiniz...

26 Mayıs 2010

The Black Heart Procession Davetiye Sorusu!!!

27 Mayıs Perşembe günü saat 22:30'da Ghetto'da gerçekleşecek olan The Black Heart Procession konseri için 3 adet çift kişilik davetiye sahibini arıyor!
Soracağım soruya mail atarak doğru cevabı veren 1.- 6. ve 9. kişi davetiyenin sahibi olacak.O halde geçiyorum soruma:

"The Black Heart Procession grubu nerelidir?"

Cevaplarınızı plnekmekci@gmail.com 'a gönderebilirsiniz...

Robots In Disguise by Fulya Sofi

Ayaklı Etkinlik Takvimi'den davetiye kazanarak Robots In Disguise konserine giden Fulya Sofi'nin kaleminden Cuma gecesini aktarıyoruz sizlere. :)

Dakika 1 gol 1 denir ya, benim de Taksim’e ayak bastığım an grup üyelerinden Dee Plume ile tanışmam gecemin güzel geçeceğinin habercisiydi. Kısa süren keyifli sohbet sonrası Dee konser öncesi otele dinlenmeye giderken ben de kendimi Taksim’in kalabalığı arasına attım.

23.00 gibi Ghetto’ya girdiğimde konsere olan ilginin bir hayli fazla olduğunu gördüm. İstanbul’u şenlendiren Robots in Disguise öncesi İstanbul’un başarılı indie-electro-disco ikilisi Bon Mod sahnedeydi. Performansları tatmin ediciydi. Bon Mod sahneden indikten kısa süre sonra beklediğim an gelmişti. Sue ve Dee her zamanki gibi çılgın ve renkli giysileri, makyajları ile karşımdaydı. Turn It Up ve La Nuit gibi çok sevilen bir çok parçalarını çaldılar.

Son derece keyif veren sahne şovlarını yarım metre uzaktan izlediğim “robot”ların beklenenin üstündeki performansları, olgun yaşlarına rağmen çoğu gence taş çıkartan enerjik yapıları ve ambiansa uygun danslarından sonra bu muhteşem gecenin bitmesini istemedim.

Eğer sizler de müziğe doymak ve bolca dans etmek istiyorsanız Robots in Disguise tekrar geldiğinde kaçırmamanızı tavsiye ederim. Bu güzel konser için Ayaklı Etkinlik Takvimi’ne tekrar teşekkürler!

20 Mayıs 2010

Robots In Disguise Davetiye Sorusu!!!

Carlsberg sponsorluğunda 21 Mayıs Cuma günü saat 22:30'da Ghetto'da gerçekleşecek olan Robots In Disguise konseri için 3 adet çift kişilik davetiye sahibini arıyor!
Soracağım soruya mail atarak doğru cevabı veren 1.- 5. ve 8. kişi davetiyenin sahibi olacak.
O halde geçiyorum soruma:

"Robots In Disguise grubu kimin desteği ile kuruldu?"

Cevaplarınızı plnekmekci@gmail.com 'a gönderebilirsiniz...

14 Mayıs 2010

Masumiyetin Ziyan Olmaz by Zeynep Mengi

Ayaklı Etkinlik Takvimi'den davetiye kazanarak Mor ve Ötesi konserine giden Zeynep Mengi'nin kaleminden Perşembe gecesini aktarıyoruz sizelere. :)



Dün akşam ayaklietkinliktakvimi.com’un davetlisi olarak Mor ve Ötesi’nin albüm lansman partisindeydik. Ghetto’ya giderken acaba klimaları çalışıtırıyorlar mı diye düşündüm. Hava epey sıcak olunca, o kadar kişi, kapalı alan… Boğulmayız diye umuyordum. İçeri girdiğimde de hissettim ki buuuuuz gibi bir hava vardı. Sağolsunlar parti ve konser işkence olmadı.

Perdede Yorma Kendini şarkısının videosu, fonda albümdeki şarkılar, sahneye çıkmalarını bekledik. Saat 23.00 gibi de çıktılar zaten. Gönül isterdi ki yeni albümlerinden hangi şarkıları çaldıklarını yazayım ama ben de ilk kez dinledim. 5 parça çaldılar yeni albümden. Aklımda kalanlar Korkma ve Yorma Kendini oldu. (Yine kalmış aklımda isimler) Birkaç kez dinlemeden doğru düzgün algılayamadığım için bu bile mucize benim için. Sonra da önceki albümlerden birer şarkı çaldılar. Onlar da şu şekilde: Şehir albümünden Yalnız Şarkı, Bırak Zaman Aksın albümünden Beyaz, Gül Kendine albümünden Daha Mutlu Olamam, Dünya Yalan Söylüyor albümünden Bir Derdim Var ve Büyük Düşler albümünden Ayıp Olmaz Mı. Sonrasında belki bir şarkı daha çalmışlardır ama emin değilim. Saat 00.00 olduğu için (ve tabii yol, ertesi gün işe gidilecek dertleri) Ghetto’dan çıkıp evin yolunu tuttuk. Biz içerideyken yağmur da yağmış bir de. Neyse ki durmuştu.

Bu güzel parti ve konser için tekrar teşekkürler Ayaklı Etkinlik Takvimi! Başka konserlerde görüşmek üzere!

Mor ve Ötesi Konseri by Gökhan Şirin

Ayaklı Etkinlik Takvimi'den davetiye kazanarak Mor ve Ötesi konserine giden Gökhan Şirin'in kaleminden Perşembe gecesini aktarıyoruz sizelere. :)

Sevgili Ayaklı Etkinlik Takvimi'nden kazandığım davetiye ile dün akşam Ghetto’ya Mor ve Ötesi’nin yeni albümünün lansman partisine gittim.
Ghetto’ da her zaman olduğu gibi yine harika bir ortam vardı. Servis ve hizmet kalitesinden tutun içerdeki insanların kalitesine kadar her şey çok iyidi.
Yoğun ve yorucu bir iş gününün akşamı ve aslında hafta içleri dışarı çıkmayı pek sevmememe rağmen Mor ve Ötesi bütün yorgunluğumu aldı, yeni albüm parçalarıyla bizi coşturdu. Özellikle 4. parçaları “Yorma Kendini” benim favorim :) Ayrıca araya “Bir Derdim Var” parçasınıda sıkıştırıp beni çok mutlu eden Mor ve Ötesi’ ne burdan teşekkürlerimi iletiyorum :)

12 Mayıs 2010

Mor ve Ötesi Davetiye Sorusu!!!


13 Mayıs Perşembe günü saat 22:30'da Ghetto'da gerçekleşecek olan Mor ve Ötesi konseri için 5 adet çift kişilik davetiye sahibini arıyor!
Soracağım soruya mail atarak doğru cevabı veren 1.-4.-7.-9.-11. kişi davetiyenin sahibi olacak.
O halde geçiyorum soruma:

"Mor ve Ötesi'nin en son klibi olan Yorma Kendini albümlerinde kaçıncı şarkı olarak yer alıyor?"

Cevaplarınızı plnekmekci@gmail.com 'a gönderebilirsiniz...

Post Dial Davetiye Sorusu!!!


13 Mayıs Perşembe günü saat 21:o0'da Babylon'da gerçekleşecek olan Post Dial konseri için 1 adet çift kişilik davetiye sahibini arıyor!
Soracağım soruya mail atarak doğru cevabı veren 7. kişi davetiyenin sahibi olacak.
O halde geçiyorum soruma:


"Post Dial'ın 13 Mayıs'ta gerçekleşecek olan Babylon performansında başka hangi isimler sahne alacak?"

Cevaplarınızı plnekmekci@gmail.com 'a gönderebilirsiniz...

11 Mayıs 2010

Moğollar ve Unutulmaz Bir Cuma by Duygu Özen

Ayaklı Etkinlik Takvimi'den davetiye kazanarak Moğollar konserine giden Duygu Özen'in kaleminden Cuma gecesini aktarıyoruz sizelere. :)



Cuma akşamı çok yorgun gittiğim Ghetto’dan dinlenerek çıktım. Ghetto’da daha once doğum günümü kutladığım ve harika bir akşam geçirmemi sağlayan bir mekan. Hem tarihi dokusu hem hizmet hem de teras keyfi inanılmaz!

Moğollar'ı uzun zaman sonra canlı dinlemek tümmm stresimi üzerimden aldı. Engin Abi yoktu belki ama grup yeni kattıkları kişilerle onun ruhunu cidden yansıttılar. Konser sonunda Engin Abi'nin bateri performansının videosu yayınlandı, herkes 15 dakika boyunca aralıksiz alkışladı. Video bitene kadar Moğollar sahneyi terk etmeden ve perdeden gözünü ayırmadan izledi...

Tekrar teşekkürler ve sevgiler...

9 Mayıs 2010

Absolut Modern Perşembeler Vol. III

Geçtiğimiz Salı günü Absolut ve İstanbul Modern'in ortaklaşa düzenlediği Absolut Modern Perşembeler Vol. III'e davet eden bi' mail aldık Absolute'tan. İlk 2 organizasyona çeşitli sebeplerden dolayı katılamamış olsak da bu seferkinin kaçmayacağı davetiye mailinin geldiği dakikada belli olmuştu.

Davetiyeler elimizde, arkadaşlar yanımızda, tanıdıklar İstanbul Modern'de... Her ne kadar İstanbul Modern'e birçok kez gitmiş olsam da o geceki kadar ultra kibar ve yardımsever güvenlik görevlilerine rastlamamıştım. İstanbul Modern'in restoran kısmına girdiğimizde Tulu ve Volkan bizleri karşılayarak gece ve ortam hakkında bilgilendirdiler. Hemen sonrasında ise girişte bulunan ipince ve upuzun kızlar (ki yazının sonunda geceye dair fotoğraflar için link verdiğimde kimlerden bahsettiğimi anlayacaksınız) bizlere içki ikram etti. O kadar kalabalığı İstanbul Modern'in restoran ve terası nasıl kaldıracak diye düşünürken gördüm ki hiç de öyle insanın üstüne üstüne gelip, boğan bi' kalabalık yoktu. Yanlış anlaşılmasın, iğne atsan yere düşmez vaziyetteydi. Sadece rahatsız edici bi' kalabalık yoktu. Şık şıkırdak insanlar, şerefe sesleri, patlayan flaşlar derken gecenin fotoğrafçısı olan Franz ile karşılaştık. Ayak üstü edilen 3-5 dakikalık muhabbetten sonra geceye katılan diğer arkadaşları arama peşine düştük. Barış ve Pınar'ı bulduktan sonra baktık muhabbet güzel, ortam süper, içkilerin biri gidiyor biri geliyor ayaküstü de olsa atıştıracak bir şeyler aranmaya başladık; fakat öğrendik ki içki haricinde hiçbir şey yokmuş!!! Bütün gecenin güzelliğine resmen gölge düşüren bu haber sebebiyle suratlar asıldı, homurtular başladı haliyle.

Gerçekten yapıcı eleştiri anlamında şunu söylemek istiyorum. Böyle bi' gece düzenliyorsanız, içki odaklı bi' organizasyon yapıyorsanız mutlaka ama mutlaka çerez bile olsa içkinin yanında insanlara bir şeyler vermek durumundasınız. Gecenin konsepti, şu, bu gibi sebepler çok üzgünüm ama affedilebilir nedenler değil... Umuyorum bi' sonraki düzenlenen Modern Perşembeler'de içki yanında sunulacak çerez vb. şeyler unutulmaz da insanlar sırf açlık yüzünden ortamı terk etmek durumunda kalmazlar. Şaka değil, gerçekten vardı örnekleri... İçkiler bittikçe sırayla bar kısmına gidip bar başına tünemiş olan ve neredeyse 6'şar 6'şar içki isteyenleri atlatıp içkilerimizi alırken öğrendik ki sadece portakallı, yaban mersinli, ahududulu, mandalinalı gibi belirli içkileri sunuyorlarmış. Biraz yüz ekşiten tatlar olmasına rağmen portakallının ne kadar güzel olduğunu da öğrenmiş olduk bu arada :)

Müzikler için ayrı bi' paragraf ayırıyorum; çünkü bu kadar iyi duyulan, bu kadar rahatsız etmeyen ve bu kadar arka arkaya güzel şarkıların çalındığı bi' geceye dahil olmamıştım sanırım. O sebeple Emre Ataker'e (aka Renensefalon) binlerce teşekkür!

Absolut da bi' o kadar teşekkürü hak ediyor. Böylesine zarif bi' mekanı organizasyonlarına seçtikleri için, özellikle de gece 1'e doğru insanların hafiften kafalarının güzel olmaya başladığı zamanlarda önünü alamayacakları durumlara karşılık hemen önlem alarak geceyi ufak ufak noktaladıkları için ve de böyle bi' geceye dahil olmamızı sağladıkları için teşekkürler. Umarım vol. IV ve diğerlerinde ufak şeyleri telafi etmiş olarak dört dörtlük organizasyonlara imza atarlar...

Franz von Bodelschwingh'in çektiği fotoğraflardan birkaç tanesine buradan bakabilirsiniz: Absolut Modern Perşembeler vol. III

7 Mayıs 2010

Think Amsterdam: Kraak&Smaak Davetiye Sorusu!!!


8 Mayıs Cumartesi günü saat 21:00'da Ghetto'de gerçekleşecek olan Think Amsterdam: Kraak&Smaak DJ Set konseri için 5 adet çift kişilik davetiye sahibini arıyor! Soracağım soruya mail atarak doğru cevabı veren 1.-3.-5.-7. ve 9. kişiler davetiyenin sahibi olacak.
O halde geçiyorum soruma:

"Kraak&Smaak grubu kimlerden oluşur?"

Cevaplarınızı plnekmekci@gmail.com 'a gönderebilirsiniz...

6 Mayıs 2010

Moğollar Davetiye Sorusu!!!

7 Mayıs Cuma günü saat 22:30'da Ghetto'de gerçekleşecek olan Moğollar konseri için 5 adet çift kişilik davetiye sahibini arıyor! Soracağım soruya mail atarak doğru cevabı veren 2.-4.-6.-8. ve 10. kişiler davetiyenin sahibi olacak.
O halde geçiyorum soruma:

"Moğollar'ın 2009 yılında çıkarttığı albümlerinin adı nedir?"

Cevaplarınızı plnekmekci@gmail.com 'a gönderebilirsiniz...

4 Mayıs 2010

Hande Yener'le Dünden Bugüne/Akustik by Mirac Rüzgar

Ayaklı Etkinlik Takvimi'den davetiye kazanarak Tekirdağ Rakısı sponsorluğundaki Hande Yener'le Dünden Bugüne/Akustik konserine giden Mirac Rüzgar'ın kaleminden Perşembe gecesini aktarıyoruz sizelere. :)


Hande Yener hakkında ona buna özeniyor deniyor, popa döndü elektronikte tutunamadı diye atılıp tutuluyor, giyim tarzı, farklı klipleri hakkında sürekli konuşuluyor. Kim kimden esinlenmeden, ilham almadan bir iş yapıyor ki. Kendisi de 29 Nisan Ghetto konserinde iğneleyerek de olsa belirtti Lady GaGa’yı sevdiğini. “Apayrı” albümünden itibaren başladığı açık şekilde görülen ve zaten devam etmesi de gereken bu değişim kaçınılamaz. Şu ana kadar bu değişimin meyveleri hep güzel oldu. Bundan sonrası için zamanında eleştirdiklerini kendisinin yapmaması tek dileğimiz. Benim içinse eskiden orda burada denk gelince dinlediğim Hande Yener şarkıları “Nasıl Delirdim” ile birlikte artık playlistime giriş yapmıştı. Ondan sonrasında bir yandan çıkan albümleri takip ederken, diğer yandan da konser haberlerini kovaladım. Ghetto’da Akustik bir konser olduğunu görünce iş güç arasında, hafta içi de olsa giderim dedim ve bir de üstüne davetiye kazandım. Yüksek tavanı ile izleyicilerin boğulmadığı ve rahat rahat dans edebildiği bir mekan Ghetto. Üst kattaki balkon ve teras da kapalı alanda, kalabalıkta durmak istemeyenlere mükemmel bir alternatif sunuyor. Ses düzeni ve hizmet de gittiğim tüm konserlerde harikaydı. E bir böyle bir mekanda gerçekleşecek Hande Yener konseri için davetiyesi olunca insanın bize sadece içeri girip içkilerimizi yudumlarken konserin başlamasını beklemek kaldı.

Sevenlerini çok bekletmeden çıktı sahneye, çıkar çıkmaz da incelemek üzere uzak gözlüklerimi taktım. Kıyafeti, aksesuarları kendi tarzına özgü, oldukça başarılıydı – saçları, duruşu da öyle. İlk şarkıları “Hande’ye Neler Oluyor” albümündendi. Benim konsere gitmeden önce bu albümdeki favorim kesinlikle “Yasak Aşk” olmuştu ama özellikle “Çöp” gibi duygusal parçaları da oldukça tutulmuşa benziyor. Son albümde kısmen başarısız ve önceki albüm ve tarzına kıyasla uyumsuz bulduğum şarkı tahmin edebileceğiniz gibi Bodrum’du. Hande Yener konserde bu şarkıyı ilk kez söylediğinde belimi yavaş yavaş kıvırırken bir baktım ikinci kez çalıyorken ellerim havada zıplıyorum. Yani Bodrum bu yaz Türkiye’nin hiti olur evet ama benim bu yaz hitim kesinlikle “Yasak Aşk” olarak kalacak, orası kesin. Akustik öğelerle farklı bir tat katılan şarkılardan anladık ki akustik olsun, elektronik olsun, pop olsun fark etmiyor; Hande Yener her türlü dans ettiriyor ve hep bir ağızdan söylettiriyor şarkılarını. Ah bir de gerilerden sesimi duyurmaya çalıştım “Hipnoooz” diye bağırarak ama dinleyemedik, o da olsaydı Ghetto konseri benim için gerçekten çok keyifli olacaktı.

Hande Yener’in sesini canlı dinlemek ve sahnedeki o kendine özgü hafif şımarık tavırlarını görmek, bitmek bilmeyen enerjisini, dansını izlemek oldukça keyifliymiş. Ghetto konserinden sonra Hande Yener hakkında aklımdaki soru işaretlerinin üzerini çizdim, tekrar izlemek bir sonraki fırsatı bekliyorum desem yeridir.

Konserden daha çok kare için: Hande Yener'le Dünden Bugüne/Akustik by Ozan Eicher

3 Mayıs 2010

Hande Yener'le Dünden Bugüne/Akustik by Hazal Bayar

Ayaklı Etkinlik Takvimi'den davetiye kazanarak Tekirdağ Rakısı sponsorluğundaki Hande Yener'le Dünden Bugüne/Akustik konserine giden Hazal Bayar'ın kaleminden Perşembe gecesini aktarıyoruz sizelere. :)

Her şey Apayrı albümüyle başladı, evet o albümden önce Hande Yener de benim için diğer “bakkal şarkısı” diye nitelendirdiğimiz şarkıcıların yaptığı şarkılardan farklı bir şey yapmıyordu. “Kameramancı” gibi kelimeler kullanan Bay Mo’yla çıkan biriydi o dönemler. Benim ve tahminlerime göre bir çok kişinin sevgisi de Hande Yener’e Apayrı hatta Nasıl Delirdim albümünden sonra başladı. O albümlerden sonra konserine gitmek için sabırsızlanır olmuştum. Zaten bir kere konserine gittikten sonra artık CD’den dinlemek aynı zevki vermez oluyor. Tamam ukala ve kendini bilmez tavırlar içinde olabilir ki sahnede de kendini çekemeyenlerden bahsederek bu tavırlarını sürekli tekrarlıyor kendisi ama sahneyi pek de güzel dolduruyor hatta sahneden taşıyor bile diyebilirim işi abartıp.
Perşembe günkü akıstik konserde absürtik kostümleriyle görmüyoruz Hande’yi, (absürtik derken: mesela Love konserinde giydiği Madonna’dan bozma büstiyer gibi). Belki akustik konser olmasının verdiği ağırbaşlılıkla böyle bi tercih yapmıştır, avize küpeleri de bu kostümün bi parçası tabi. Yeni albümünden şarkılara ağırlık veren Hande, Kalpsiz şarkısının isteği üzerine yine ukalalığını patlatıyor tabi “Ben de nerden tahmin edebilirim albümümdeki bütün şarkıları seveceğinizi.” Ah ah yerim senin tahminlerini! Her neyse, konserdeki en iyi şarkıya gelecek olursak da, yeni albümünü pek sevmememe rağmen canlı performansıyla eve gelip yirmi kere dinlediğim; “Bi Gideni Mi Var” adlı şarkı. Zaten kendisi de çok iyi söylediğini farkında olacak ki şarkı bittikten sonra şarkıyı tekrar söyleme gereği hissetti ki iyi de yaptı. Konserde söyediği akustik hali de albümdeki halinden çok çok daha iyi oldu hani.
Kısacası gittiğim altıncı, bilemedin yedinci Hande Yener konseriydi, elektornikten uzaklaştığı için tabi tekrar eski haline döner mi, tekrar bakkal olur mu korkumu yenmiş bulunuyorum bu konserle. Bodrum şarkısını bile sevdirdi bana canlı performansı. Bir de o şarkıda sahneye çıkıp dans eden biri vardı ki, o da şarkıya ayrı bi tat katmadı değil. Aynı zamanda arada Kemal Doğulu’nun çıkmadığı da ilk Hande konserimdi, belki de o yüzden daha da bi sevdim bu konseri...

Konserden daha çok kare için: Hande Yener'le Dünden Bugüne/Akustik by Ozan Eicher

1 Mayıs 2010

Binboa: Kendi Şişeni Kendin Tasarla Partisi

Biraz geç kalmış olduğumuzun farkındayım; ama bu etkinliği yazmadan edemezdim! 9 Nisan günü işlere gömülmüş bi' şekilde çalışıyorken resepsiyondan gelen "Paketin var!" haberi ile heyecanlandım. Torbasından çıkarttığımda yanda görmüş olduğunuz, özenle hazırlanmış hediyeyi buldum! Binboa, 13 Nisan'da Karaköy'deki Tarihi Sümerbank Binası'nda Kendi Şişeni Kendin Tasarla Partisi'ne davet ediyordu beni. Davetiyenin yanında 1 adet üzeri bomboş olan Binboa şişesi ve kalem gönderilmişti ve elbette iş çıkışında ev ödevimmişcesine bana gönderilen bu şişenin icabına baktım her anlamda ;)
Şayet aranızda hala Kendi Şişeni Kendin Yarat için yapılmış videoyu görmeyenleriniz varsa diye videoyu hemen buraya da ekliyorum:




Video için sadece şunu söylemek yeterli herhalde: 550 şişe, 5.000 kare fotoğraf, 100 saatin üzerinde çekim.
Gelelim partiye... McCann Erickson'ın 2010 yılbaşı partisinin organizasyonu ile ilgilenen A46 Organization bu kez Binboa'nın Kendi Şişeni Kendin Tasarla Partisi'nde karşıma çıktı. Bahar Korçan, İdil Tarzi ve Hakan Yıldırım'ın Binboa için özel tasarladıkları şişelerin tanıtımının yapıldığı gecede duvarlardaki fosforlu Binboa ilüstrasyonlarından tutun barmaid'lerin tshirt'lerinin üstünde bu saydığım tasarımcıların Binboa için çizdiklerinin aynıları olması, DJ Can Hatipoğlu'nun müziklerinden tutun Carlo Bernardi'nin lezzetli aperatifleriyle her şey harikaydı!
Yaş ortalaması her ne kadar epey yüksek olsa da herkesin keyfi yerinde gibiydi. Kendimi çevreyi incelemeye, sohbete ve elbette ki Binboa'lara verdiğim için fotoğraf ve video işi aksadı; fakat sevgili Hazal'ın çektiği kısa video ile ortam hakkında fikir sahibi olabilirsiniz.

Ve son olarak da ilk videonun yapımını anlatan, 41?29!'un elinden çıkma kamera arkası videosu:

Farkındalık Kampanyası - Konu: İŞSİZLİK


Engelleri Kaldır Hareketi, yeni kampanyası ile ENGELLENEN İŞSİZLERE yönelik toplumda bir uyanış sağlamayı amaçlamaktadır. 1 Mayıs 2010 tarihinde hayata bulacak olan uzun ve zorlu geçecek farkındalık dönemi kapsamındaki nihai hedef, 7 milyon işsiz kesim ile işveren kurum ve kuruluşların bir araya gelmesi ve yoluna birlikte devam edebilmesidir.
 
.fc-sectitle { color:#FFFFFF!important; }