11 Ekim 2010

I Am Kloot by Simla Leventoğlu

Ayaklı Etkinlik Takvimi'nden davetiye kazanarak I Am Kloot konserine giden Simla Leventoğlu'nun kaleminden konseri aktarıyoruz sizlere. :)

Ayaklı Etkinlik Takvimi'nden davetiye kazanmamın heyecanınının yerine benimle gelecek hiçkimseyi bulamamış olmamın burukluğu ile konsere gittim. Saat 11.00 gibi sahneye çıkan I Am Kloot konsere yavaş başladı. John Bramwell'in seyirciyle iletişimi çok güzeldi. Sürekli sohbet etti, samimiydi. Ancak her şarkı için "This is the song about drinking & disaster" demesi bir yerden sonra gülünç olmaya başladı : )

Grup konserin ortalarında From Your Favorite Sky ve ardından gelen John Bramwell'in solo performansından sonra tempoyu bayağı arttırdı. Twist, Cuckoo, Proof ard arda geldi, seyirci de bu kısımlarda temposunu arttırdı, dans etmeye ve şarkılara eşlik etmeye başladı. Konserden beklediğimi alabildim mi? Kısmen evet. Beklediğimden daha boştu, seyirci beklediğimden daha ruhsuzdu. Şarkılara eşlik eden kişi sayısı oldukça azdı, en önde dans eden insanlar kotardı diyebilirim. İşe I Am Kloot açısından bakacak olursak, iyi bir performans sergilediler, söylediğim gibi seyirciyle iletişimleri çok güzeldi. Ortalama 1.5 saat kadar kaldılar sahnede. Tatmin etti diyebilirim. En azından samimi bir ortamda canlı canlı, rahat rahat dinledik kendilerini :) Ayaklı Etkinlik Takvimi'ne teşekkürler. :)
Setlist ise şöyleydi:

Nortern Skies
Morning Rain
To the Brink
Sunlight Hits the Snow
Hey Little Bird
To You
Someone Like You
From Your Favorite Sky
Storm Warning
Over My Shoulder
86 T.V.s
Darkstar
I Still Do
Solo
Fingerprints
Moon is a Blind Eye
Same Deep Water
Because
Cuckoo
Twist
Proof
One Mean Brave
Life in a Day

10 Ekim 2010

8 Ekim 2010 TNK Konseri by Selcan Aydın

Ayaklı Etkinlik Takvimi'nden davetiye kazanarak TNK konserine giden Selcan Aydın'ın kaleminden konseri aktarıyoruz sizlere. :)

Cuma gecesi ile ilgili bi'şeyler karalayacağım şimdi söz verdiğim gibi :] Evet, başlıyorum.
Deli gibi yağan yağmura aldırmadan yollara düştük. Pi'ye vardığımızda pantolonlarımız makineden çıktığı halinden daha ıslaktı. İçeri girdiğimizde saat 22:40 civarıydı ve mekan kalabalıklaşmaya başlamıştı. Geç çıkacaklarını düşünerek bara yöneldik ve içkilerimiz doldurulmasıyla sahneden ilk şarkının sesini duymamız bir oldu.

TNK'yi daha önce hiç dinlememiştim, solistin sesini duyduğum ilk an söylediğim şey 'ne kadar tok sesi var, iyiymiş' oldu. Ben her zamanki gibi makinamı alıp önlere doğru ilerlemeye başlamıştım. Önde bi kaç kişi daha fotoğraf çektiğinden çok fazla uğraşmadım. Kendi şarkıları dışında bi kaç cover parça söylediler, ancak onlara eşlik edebildim. Konser zaten çok uzun sürmedi, bu nedenle pek anlatacak bi'şeyim yok. Çoğunluk da benim gibi yabancıydı sanki, şarkılara pek eşlik eden olmadı. Grubun en büyük eksiği dinleyenler ile iletişim kurmamasıydı. Sadece şarkı söylediler, haliyle insanlar da pek eğlenemedi. Geceyle ilgili anlatacaklarım bu kadar... Ayrıca Ayaklı Etkinlik Takvimi'ne tekrar teşekkür etmeyi bi borç bilirim...

9 Ekim 2010

I Am Kloot Davetiye Sorusu!!!

9 Ekim Cumartesi günü Bronx Pi Sahne'de gerçekleşecek olan I Am Kloot konseri için içki ikramlı 3 adet çift kişilik davetiye sahiplerini arıyor!


Soracağım soruya mail atarak doğru cevabı veren 1.-3. ve 5. kişi davetiyenin sahibi olacak. O halde geçiyorum soruma:

"I Am Kloot 2010 yılında hangi müzik ödülüne aday gösterildi?"

Cevaplarınızı plnekmekci@gmail.com 'a gönderebilirsiniz...

8 Ekim 2010

TNK Davetiye Sorusu!!!

8 Ekim Cuma günü Bronx Pi Sahne'de gerçekleşecek olan TNK konseri için 3 adet çift kişilik davetiye sahiplerini arıyor!

Soracağım soruya mail atarak doğru cevabı veren 1.-3. ve 5. kişi davetiyenin sahibi olacak.
O halde geçiyorum soruma:

"TNK'nin Söyle Ruhum albümündeki çalışmaları tamamlanmış olan 2. klip şarkılarının adı nedir?"

Cevaplarınızı plnekmekci@gmail.com 'a gönderebilirsiniz...

6 Ekim 2010

DDR / RICOCHET Davetiye Sorusu!!!

7 Ekim Perşembe günü Bronx Pi Sahne'de gerçekleşecek olan DDR ve Ricochet konserleri için sürprizli 3 adet çift kişilik davetiye sahiplerini arıyor!

Soracağım soruya mail atarak doğru cevabı veren 1., 3. ve 7. kişiler davetiyelerin sahibi olacak.

Sorum da şu:

"Ricochet grubunun, 2007 Ekim ayında yayımlanan Türkiye'den Alternatif Rock Vol.1 Voltaj (Doublemoon) toplamasında yer alan şarkısının adı nedir?"

Cevaplarınızı plnekmekci@gmail.com'a gönderebilirsiniz...

I Am Kloot @ Bronx Pi Sahne, 09.10.2010

Gitar ve vokalde John Bramwell, bass gitarda Peter Jobson and davulda da Andy Hargreaves’den oluşan 2010 ‘’Barclaycard Mercury Music Prize’’ adayı I Am Kloot Bronx Pi Sahne’de!


Müzikal yolculuğuna 2001 yılında başlayan Manchester menşeli indie rock grubu, Life in a Day, 3 Feet Tall ve Over My Shoulder gibi hitleri ile dünya çapında ismini duyurmayı başardı. Şu ana kadar 7 albüm yayınlamış olan I am Kloot, 2010 yılında çıkardığı son stüdyo albümü Sky at Night’ın ardından Barclaycard Mercury Music Prize adayı oldu.

İngiliz İndie Rock grubu I am Kloot, önceki albümlerinden hit parçaları ve son stüdyo albümü Sky at Night ile 9 Ekim Cumartesi gecesi Bronx Pi Sahne’de olacak.

I Am Kloot konseri için sürprizli 3 adet çift kişilik davetiye Cuma günü Ayaklı Etkinlik Takvimi'nde...

Myspace - I Am Kloot

5 Ekim 2010

Die Toten Hosen by Tuğçe Pulant

Ayaklı Etkinlik Takvimi'nden davetiye kazanarak Die Toten Hosen konserine giden Tuğçe Pulant'ın kaleminden konseri aktarıyoruz sizlere. :)


Canlı bir performans başladığında hani tam anlamıyla moda girmek için birkaç parça geçmesi gereklidir ya, sahneye çıkan Die toten Hosen ise, öyle bir sürece gerek olmuyor. 'Zehn kleine Jägermeister' çalmaya başladıktan en fazla 3 saniye sonra mekanda bulunan herkes kendinden geçmişti. Şöyle ki, arkalardayken şarkının ortasında ön sıralara ne ara geldiğimizi biz bile anlayamadık.

Bütün konser boyunca grubun ve seyircinin enerjisi hiç düşmedi. Gerçekten hepsi inanılmazlardı! Ama Campino bir başkaydı tabii ki (= Sahneye hakimiyeti, seyirciye enerjisini geçirmesi, sempatik tavırları, Türkçe konuşma çabaları bizi bizden aldı! Campino 16 sene önceki yağmalama rezaletini unutmuş olacak ki, bir ara hiç çekinmeden sahne dalışı yaptı. =) Neyse ki korkulan olmadı ve olması gerektiği şekilde ellerde taşınarak tekrar sahneye çıkarıldı. Hier kommt Alex, Alles was war, Bonnie und Clyde, Pushed again, Strom.. Hangi birini sayayım bilemedim. 'Should I Stay or Should I Go' ve 'I Fought the Law' parçalarını da söylediklerini belirtmek istiyorum ve buradan bir albüm yapınca 'olan', cover yapmaktan vazgeçen bar gruplarına da selam gönderiyorum.

Sonlara doğru 'Schönen Gruß auf Wiedersehen' ile veda eder gibi yaptılar, tabii o kadar kolay bırakamazdık. Gittiler, geri geldiler, gene gittiler, tekrar geldiler derken, her güzel şeyin bir sonu olduğu gerçeğiyle yüzleşerek mekandan son derece memnun şekilde ayrıldık. Hey gidi günler dedik, arayı bir daha bu kadar açmasalar dedik, ah Campino dedik, şarap gibi adamsın vesselam dedik.., hala diyoruz.)

Böyle efsanevi bir grubun konserine davetiye dağıttığı için Ayaklı Etkinlik Takvimi'ne teşekkürü bir borç bilirim. Sevindirmeye, sevilmeye devam etmelerini temenni eder, sizlere de takipte kalmanızı öneririm =))

Son olarak konserin tek eksiği olan ve dönüş yolunda dillere dolanan 'Kein Alcohol' parçasıyla bitiriyorum ki,herşey tam olsun.)'

...Ganz ohne Drogen geht es nicht,
es wird auch immer so sein.
Und Jesus sah das genauso,
denn aus Wasser machte er Wein
....
Kein Alkohol ist auch keine Lösung!
Ich hab es immer wieder versucht...'

Archive by Barış Erdoğan

Ayaklı Etkinlik Takvimi'nden davetiye kazanarak Archive konserine giden Barış Erdoğan'ın kaleminden konseri aktarıyoruz sizlere. :)

Konserin başlamasından 20 dakika kadar sonra arkadaşımla birlikte Küçükçitflik Park’a girdik. İlk dikkatimi çeken şey ortamın daha önce gördüğüm hallerinden daha karanlık bir ışıklandırmaya sahip olmasıydı. Bunun yanında girişten itibaren sağ taraf parmaklık bariyerlerle ayrılmıştı ve bunun da sebebini anlayamadım.

Kalabalığa baktığımda ise çok şaşırdım; dinleyicilere ayrılan kısımda olsa olsa 400 kişi vardı. En kötü organizasyonunda bile 1000’in üzerinde katılımcıya ulaşan mekanda, hele ki Archive çalıyorken bu kadar az kişi olmasına bir anlam veremedim. İlerlerken gördüğüm pek çok tanıdık ile ayaküstü sohbetler, selamlaşmalar sonrasında dikkatimi konsere vermeye çalıştım.

Bir Archive takipçisi, fanı değilim, hatta 1 ya da 2 şarkılarını bilirim en fazla. O yüzden beklentim oradaki kitleden biraz daha farklıydı. Biraz hareket, en azından olduğu yerde sallanan bir kitle bekliyordum fakat insanlar ne şarkılara eşlik ediyor ne de kıpırdıyorlardı. Archive, izleyicilerden çok daha coşkun bir şekilde parçalarını çalarken insanlar post modern bir sanat eseri karşısında saatlerce duran sergi ziyaretçileri gibi hareketsizlerdi.

Bu duruma yanımdaki arkadaşımla yaklaşık yarım saat kadar katlanabildik ve olay mahallinden uzaklaşmaya karar verdik. Çıkışa doğru ilerlerken denk geldiğimiz bir arkadaş ve kız arkadaşı ile aramızda geçen diyalogu aktarmak istiyorum:

ARKADAŞ: Nereye?
BEN: Çok sıkıldık biz. Archive hariç hiç kimse hareket etmiyor. Herkes ruh gibi, bize burada az da olsa eğlence yok.
ARKADAŞIN KIZ ARKADAŞI: E Archive’a eğlenmeye mi geldiniz?
BEN: Az biraz eğlenebilmek için geldim tabii. Ya sen ne için geldin, acı çekmek için mi?
AKA: Evet?
BEN: Size iyi acı çekmeler, iyi akşamlar.

İşte böyle... Kişisel tarihimin acılı ve acıklı bir konserdi kendisi…

4 Ekim 2010

addresistanbul ve Galeri NON sunar: Tasarım Sanat ile Buluşuyor!

Eylül ayında bir yaşına basan NON ve 5. yaşını geride bırakmaya hazırlanan addresistanbul, 7 Ekim'den itibaren hayatını sanat ve tasarıma açan herkes için biraraya geliyor.

addresistanbul'da bulunan tasarım ve mobilya dükkanlarına yayılacak olan sergi, yaratımın iki farklı alanındaki ortak zevkleri araştıran keyifli bir tahmin oyunu.

Gökçen Cabadan, Irmak Canevi, Gökçe Çelikel, Handan Figen, Emel Kurhan, Güneş Terkol ve Uygur Yılmaz'ın katılımıyla gerçekleşecek olan etkinlik, sanat eserlerinin sergilendikten sonraki hayatları hangi tip ev veya ofislerde devam ediyor, hangi odalarda nefes alıyor gibi sorulara cevap arayacak. NON ve addresistanbul ekibi bu oyuna sizi de davet ediyor.

New Model Army by Furkan Zengin

Ayaklı Etkinlik Takvimi'nden davetiye kazanarak New Model Army konserine giden Furkan Zengin'in kaleminden konseri aktarıyoruz sizlere. :)


Her şey ofiste bunaltıcı bir iş gününün sonuna yaklaşırken, Ayaklı Etkinlik Takvimin'in New Model Army konserine davetiye veriyor olmasını görmemle başladı. Öncelikle söyleyeyim, New Model Army'nin hastası değilim, ama Justin Sullivan'ın havuzun içine girip şarkı söylediğini bilecek kadar takipçileriyim. Zaten kaç tane grubun solisti böyle çılgın bir şey yapıyor ki! Biraz bunun, biraz da şansımın yardımıyla 5. sırada cevabı yollayan oldum ve davetiyeyi kaptım.

Konser öncesi New Model Army'e ait şarkı belleğimizi biraz daha şişirdik çok da yabancılık çekmeyelim diye, şahsen canlı performansları her zaman tercih eden biri olduğum için büyük bir hevesle gittim konsere. Özellikle müzikte 30 yılını devirmiş bir grubun sahne performansının kötü olması beklenemezdi. Ghetto'ya gittiğimizde içeride ki yaş ortalaması bizi şaşırtmayacak seviyedeydi. 30 ve üzeri diyelim biz buna kısaca. Tabii o insanlar için gençliklerinin en flaş gruplarından biri oradaydı ve belki de bir daha Türkiye'ye gelmeyecekleri için dünya gözüyle son kez izleme fırsatıydı. Konserin başlamasıyla birlikte ufak ufak ısınma turu attık diyebiliriz. İlk bölüm tempo olarak çok yüksek değildi, ama.

Aradan sonra NMA'nın dönüşü 1984 yılında çıkardıkları ilk albümün isim babası da olan "Vengeance" ile oldu. O dakikadan sonra zaten sürekli artan bir tempo ile tıka basa dolu olan Ghetto'yu salladılar. Ben açıkçası biraz geç gittiğim için kendime merdiven civarında yer bulabildim. Şimdi sorsanız kapılar açılmadan içeri girer en önden izlemek isterdim onları derim ama. Aklıma kazınan tek şey, bu yaşta bu enerjiyi nerden buluyorlar oldu. Sahne hakimiyetleri inanılmazdı cidden. Tempoyu nerde arttırıp nerde düşüreceklerini çok iyi biliyorlardı. Açıkçası New Model Army sevenler için muhteşem bir konser oldu. New Model Army'yi bilen ama öyle çok fazla dinlemeyenler için de bu konser deneyimini orda yaşamak, konser sonrası kendilerinin Ghetto'dan bir New Model Army fan'ı olarak çıkmalarına vesile olmuştur. Konsere kadar gittik fotoğraf çekmemezlik yapmadık. Her ne kadar ortam ışıklandırması ve makine kalitesinin çok iyi olmaması sebebi ile çok kaliteli çekimler yapamasak da içerdeki ortamın size yansıtabilmek adına faydalı olacaktır. Gecenin bonusu olarak da, New Model Army'nin bence harika bir performansla söylediği "Vengeance"'ın videosunu sizler için çektim.

Sonbahar en sevdiğim mevsim, Ekim'de en sevdiğim aydır benim. Bu derece özel bir zamana böylesine harika bir konserle giriş yapmamı sağladığı için Ayaklı Etkinlik Takvimi'ne teşekkürlerimi sunuyorum. Ben takipte kalmaya devam ediyorum, siz hala takip etmiyorsanız çok şey kaçırıyorsunuz demektir. En kısa zamanda başka bir davetiye kazanıp, o konseri de yazacağım :)

2 Ekim 2010

Redd by Dicle Bağcı

Ayaklı Etkinlik Takvimi'nden davetiye kazanarak Redd konserine giden Dicle Bağcı'nın kaleminden konseri aktarıyoruz sizlere. :)


Ayaklı Etkinlik Takvimi'nden 'dan kazandığım çift kişilik davetiyeyle dün geceki Redd konserine arkadaşıyla giden şanslı biriyim :) Öncelikle teşekkür ediyorum tekrar bunun için. Herkes Redd'i pek özlemiş sanırım, çünkü İstanbul'daki son konserleri 3 ay önceymiş. İnanılmaz bir kalabalık vardı. Redd Çığlık çığlığa ile başladı, herkes ısındı tabii.. Arkasından Dünya, Falan Filan gibi şarkılar geldi. Nefes Bile Almadan'ı söylemeden önce biraz sessizlik istediler salondan, Babylon'un da "sessiz konser" uygulamasına hafiften dokundurarak :) Sonra daha önce söz verdikleri gitar hediye etme olayını gerçekleştirmek için sahneye kazanan bir arkadaşı çağırdılar, ona Berke'nin gitarı verilecekti, verildi de. Ama mini bir oyuncak gitar! Burda Doğan sahtekarlık yapıldığını söyledi :)

Sonrasında Redd durur mu, Viemo'nun kapatılmasını eleştirdi ve Özgürlük Sırtından Vurulmuş'u okuduktan sonra Uğur Mumcu ve Hrant Dink'i andık. Sonrasında konser bitti ve sahneden indiler derken, bizlerin bis tezahüratlarına daha fazla karşı çıkmadılar ve çıkıp 3 şarkı daha söylediler :)

Redd'i seviyoruz, müziklerini, kişiliklerini, her şeyi..
Bu güzel gece için Ayaklı Etkinlik Takvimi'ne tekrar tekrar teşekkür ediyorum! :))

1 Ekim 2010

Kangroove Davetiye Sorusu!!!

2 Ekim Cumartesi günü 22:30'da Ghetto'da gerçekleşecek Kangroove konseri için 1 adet çift kişilik davetiye sahibini arıyor!
Soracağım soruya mail atarak doğru cevabı veren 5. kişi davetiyenin sahibi olacak.
O halde geçiyorum soruma:

"Kangroove Mayıs 2006'da kimle aynı sahneyi paylaştı?"

Cevaplarınızı plnekmekci@gmail.com 'a gönderebilirsiniz...

Redd Davetiye Sorusu!!!

1 Ekim Cuma günü 23:30'da Bronx Pi Sahne'de gerçekleşecek Redd konseri için 2 adet çift kişilik davetiye sahibini arıyor!
Soracağım soruya mail atarak doğru cevabı veren 1. ve 9. kişiler davetiyelerin sahibi olacak.
O halde geçiyorum soruma:

"Redd hangi şarkısı ile MTV Avrupa'daki World Chart'a 10 numaradan giriş yaptı?"

Cevaplarınızı plnekmekci@gmail.com 'a gönderebilirsiniz...

30 Eylül 2010

New Model Army Davetiye Sorusu!!!

1 Ekim Cuma günü 22:30'da Ghetto'da gerçekleşecek New Model Army konseri için 1 adet çift kişilik davetiye sahibini arıyor!
Soracağım soruya mail atarak doğru cevabı veren 5. kişi davetiyenin sahibi olacak.
O halde geçiyorum soruma:

"New Model Army, 2008 yılında İstanbul'daki konserlerinde sahneden indikten sonra ne yaparak seyircileri şaşırtmıştır?"

Cevaplarınızı plnekmekci@gmail.com 'a gönderebilirsiniz...

Kangroove @ Ghetto, 02.10.2010

Türkiye'nin en başarılı cover gruplarından biri olan Kangroove ile 2 Ekim gecesi Ghetto'da R&B, funk ve hip-hop’a doyacaksınız!


Hayranlarının her konserini sabırsızlıkla beklediği Kangroove’un besteleri ve repertuvarı R&B, funk ve hip-hop üstüne kurulu. Ancak parçalar stüdyo kayıtlarındaki hallerinden farklı bir şekilde çalınıyor ve sahnede doğaçlama olarak da pek çok parça üretiliyor.

1998 başında kurulan grup, Türkiye'nin pek çok şehrinde sayısız kulüp, üniversite ve özel konserde sahne aldı; kendi sahnesinde pek çok ünlü yabancı ve yerli müzisyeni ağırladı. Diğer taraftan grubun solisti Bora Uzer'in solo albümü B1 2009'da piyasaya çıktı ve büyük başarı yakaladı. Alp Ersönmez'in solo albümü "Yazısız" ise 2010 sonbaharında piyasada olacak.

Kangroove konseri için 2 adet çift kişilik davetiye yarın Ayaklı Etkinlik Takvimi'nde...

MySpace - Kangroove

29 Eylül 2010

Die Tote Hosen Davetiye Sorusu!!!


30 Eylül Perşembe günü 23:00'da Bronx Pi Sahne'de gerçekleşecek Die Toten Hosen konseri için 2 adet çift kişilik davetiye sahibini arıyor!
Soracağım soruya mail atarak doğru cevabı veren 1. ve 7. kişi davetiyenin sahibi olacak.
O halde geçiyorum soruma:
"Die Toten Hosen ilk kez hangi tarihte (gg/aa/yy) Türkiye'ye gelmişti?"

Cevaplarınızı plnekmekci@gmail.com 'a gönderebilirsiniz...

New Model Army 30. Yıl Özel Konseri

Efsanevi kariyeriyle, folk/post-punk akımının temel taşlarından olan İngiliz kült grup New Model Army, 30 yıllık serüvenini bir turneyle kutluyor.


Grubun, geriye gururla bakarak, yarattıklarını hatırlamak, hatırlatmak ve paylaşmak amacıyla çıkacağı bu turnenin ülkemizi kapsayan kısmı, Ghetto’da 1 Ekim’de gerçekleşecek. “51stState”, “Get Me Out”, “Green And Grey”, “Here Comes The War”, “Modern Times”ve “Vengeance” gibi sayısız klasiğin yaratıcısı bu müthiş grup, takipçilerine dopdolu bir konser tecrübesi vadederken grubu tanımayanlar için ise kalıcı müritlere dönüşme ihtimali sunuyor.

New Model Army konseri için 1 adet çift kişilik davetiye yarın Ayaklı Etkinlik Takvimi'nde...

New Model Army - Resmi web sitesi
New Model Army - Myspace

28 Eylül 2010

Multitap by Mete Kır

Ayaklı Etkinlik Takvimi'nden davetiye kazanarak Multitap konserine giden Mete Kır'ın kaleminden konseri aktarıyoruz sizlere. :)

Oldukça sıkıcı geçen bir haftanın acısını çıkarmak üzere cumartesi akşamı yiğenim ve ben Multitap'ı izlemek üzere Bronx Pi'de yerimizi almıştık. Tüm yaz boyunca adete dilimizde marş olan ''Battaniyem''i ve ''Çıbık''ı canlı dinlemek oldukça keyifliydi. Her ne kadar 45 dakikalık gecikmeyle sahneye çıksalar da, Selim'in ve diğer grup elemanlarının enerjisi sayesinde bunu çok önemsemedik.

Eh tek bir albüm olunca en fazla yarım saat süreceğini sandığımız konser Friendy Fires gibi gruplardan çaldıkları cover'larla daha da eğlenceli hale geldi.

Sonuç olarak, gayet dans dolu bir an bile olsun temponun düşmediği bir kaç saat geçirmiş olduk.
Teşekkürler Ayaklı Etklinlik Takvimi (:

27 Eylül 2010

Archive Davetiye Sorusu!!!

28 Eylül Cumartesi günü 21:00'da Küçükçiftlik Park'ta gerçekleşecek ve ön grubun Post Dial olduğu Archive konseri için 2 adet çift kişilik davetiye sahibini arıyor!
Soracağım soruya mail atarak doğru cevabı veren 1. ve 10. kişi davetiyenin sahibi olacak.
O halde geçiyorum soruma:

"Archive hangi orkestranın birlikte sahne aldığı ilk elektronik topluluktur?"

Cevaplarınızı plnekmekci@gmail.com 'a gönderebilirsiniz...

26 Eylül 2010

Archive Konseri

Müzik grubundan ziyade, bir “kolektif” olarak anılan Archive, Eylül ayında ilk kez İstanbul’da…

Modern müzik anlayışındaki tarz, köken ve kadro kalıplarından etkilenmeden kendilerine has olanı yaratan müzisyenler kolektifi Archive’ın temelleri Danny Griffiths ve Darius Keeler tarafından Güney Londra’da atıldı.

‘96 tarihli ilk albüm ‘Londinium’dan itibaren topluluk içerisinde birden fazla söz, müzik yazarı, enstrümantalist ve vokalist yer aldı; kadro yıllar içinde genişleyerek uluslar arası bir kolektif haline geldi.

İlk albümlerindeki Bristol tarzını yıllar içerisinde progresif elementlerle güçlendiren Archive, 2000’li yılların ikinci yarısında müzik dünyasına rüştünü tam anlamıyla ispat etti. İngiliz olmalarına karşın öncelikle Fransa olmak üzere Yunanistan, Almanya, Polonya gibi ülkelerde büyük hayran kitlelerine sahip olmalarını sağlayan ‘Noise’ ve ‘Lights’ albümleriyle Avrupa çapında yarım milyonun üzerinde albüm satışına ulaştılar, ulusal listelerin en üst sıralarda yer aldılar ve Avrupa’daki kitlesel festivallerin vazgeçilmeyen isimlerinden oldular.

Stüdyo albümleriyle elde ettikleri takdirin yanı sıra Archive geniş kadrosu ve sahnede ortaya koydukları görkemli performans ile seyredenlerini tam anlamıyla büyülemeyi de başarıyor; Rolling Stone dergisine göre “yapılmış en iyi canlı albüm” olan ‘Live at Zenith’ de bunun en önemli kanıtı.

2009 yılının en iyi albümlerinden ‘Controlling Crowds’un haklı başarısını dünya çapında verdikleri konserlerle pekiştiren Archive Eylül ayında İstanbul’da ilk defa sahne alacak ve 28 Eylül akşamı Maçka Küçükçiftlik Park’ta yerlerini alacak olan müzikseverler bu muhteşem kolektifin parçasıolma şansını yakalayacak.

Konserin açılışını ise geçtiğimiz Mart ayında ‘You Are Not Alone’ isimli EP’lerini http://www.postdial.net/ üzerinden yayınlayan elektronik/punk ikilisi Post Dial yapacak.

Bilet Satış Noktaları: Biletix & Mephisto, Zihni Müzik, Zero Müzik

25 Eylül 2010

Rampa'dan İkinci Sergi: Güçlü Öztekin

Güçlü Öztekin ‘kAPLANKADİLAk - Pis bir adamdı ama ellerini iyi yıkardı’ adlı sergisiyle 18 Eylül’den itibaren RAMPA’da.

Rampa 18 Eylül -23 Ekim tarihleri arasında Güçlü Öztekin’in ‘kAPLANKADİLAk -Pis bir adamdı ama ellerini iyi yıkardı’ adlı 4. kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor. Bu sergi aynı zamanda İstanbul sanat dünyasının yeni mekanı Rampa’nın da ikinci sergisi olma özelliğini taşıyor.

Sanatçı kağıt üzerine akrilik ya da karışık teknikle ortaya çıkardığı işleri galeride tekrar işlemden geçirerek izleyiciye sunuyor. Öztekin, kAPLANKADİLAk için mekanı performatif bir alan olarak kullanıyor. Sanatçıya göre, sergilenmemiş olan yapıtlar ham haldedir; eserlerin sergide bir araya gelip bütün bir etkiye kavuşabilmeleri için yeniden işleme sokulmaları gerekir. Sanatçı bu işlemi serginin hazırlanma sürecinde galeride geçireceği bir ay içerisinde gerçekleştirecek.

Kağıdı malzeme olarak kullanan sanatçı, kağıda uyguladığı kuvveti duvarlara da uygulayarak mekanı mekanda çalışarak kurguluyor, bu anlamda fiziksel zeminde başlı başına bir malzemeye dönüşüyor.

Güçlü Öztekin, 1978 yılında Eskişehir’de doğdu. Mimar Sinan Üniversitesi Resim bölümünden mezun olan sanatçı çeşitli karma ve kişisel sergilerle adını çağdaş sanat dünyasında duyurmaya devam ediyor.

24 Eylül 2010

Multitap Davetiye Sorusu!!!


25 Eylül Cumartesi günü 22:30'da Bronx Pi Sahne'de gerçekleşecek olan Multitap konseri için 2 adet çift kişilik davetiye sahibini arıyor! Soracağım soruya mail atarak doğru cevabı veren 1. ve 12. kişi davetiyenin sahibi olacak. O halde geçiyorum soruma:

"Multitap şu sıralar hangi filmin müziklerini hazırlıyor?"

Cevaplarınızı plnekmekci@gmail.com 'a gönderebilirsiniz...

23 Eylül 2010

Filmekimi 9. Yaşını Kutluyor!

İKSV tarafından bu yıldan itibaren sinemanın destekçisi LG sponsorluğunda düzenlenen Filmekimi, 8-14 Ekim tarihlerinde Atlas, Beyoğlu ve Cinebonus Maçka G-Mall sinemalarında izleyicilerle buluşuyor!



İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından sinemanın destekçisi LG sponsorluğunda düzenlenen Filmekimi, dokuzuncu yılında yine dünyanın belli başlı festivallerinde gösterilen ve çok ses getiren ödüllü yapıtlarla usta yönetmenlerin son filmlerini izleyicilerle buluşturacak.

Sekiz yıl boyunca Beyoğlu Emek Sineması’nda gerçekleştirilen Filmekimi, bu yıl Emek’in yokluğunda Atlas ve Beyoğlu sinemalarının yanı sıra, Cinebonus Maçka G-mall Sineması’nın 2 ayrı salonunda olmak üzere 4 ayrı salonda izleyicilerle buluşacak. Bu yıl 31 filmden oluşan zengin programıyla 7 gün boyunca 4 ayrı salonda izleyiciyle buluşacak Filmekimi’nde akşam 21.30 seanslarında bir filmin galası yapılacak.

İlk kez düzenlendiği 2002 yılından başlayarak İstanbullu sinemaseverlerden büyük ilgi gören Filmekimi geçen yıl 43.000 kişiyle izleyici rekoru kırmıştı.

Filmekimi’nin programı, 21 Eylül Pazartesi günü İKSV binasında yer alan Salon’da yapılan bir basın toplantısıyla duyuruldu. Basın toplantısında yaptığı konuşmasında LG’nin yalnızca teknoloji geliştiren bir şirket kimliğiyle değil, kitlelerin yaşamlarına değer katan, duyarlılık sahibi bir kuruluş olduğunu belirten LG Marka Pazarlama Müdürü Aysun Şabanlı; “Sinemanın kitleleri bir araya getiren gücüne inanıyor ve sinemaya olan desteğimizi sürdürüyoruz. Bu kapsamda, geçtiğimiz yıl sponsorluk desteği bulamayan en önemli sinema festivallerinden olan Filmekimi’nin, bu yıl sponsorluğunu üstlenmenin heyecanını yaşıyoruz. Sinemaseverler bu yıl, çok ses getiren ödüllü yapıtlarla usta yönetmenlerinson filmlerine LG’nin sinemaya olan desteği sayesinde buluşacaklar.” dedi.

Basın toplantısında daha sonra konuşan Uluslararası İstanbul Film Festivali Direktörü Azize Tan ise şöyle dedi: “Filmekimi’yle özdeşleşmiş olan, görkemiyle, eşsiz atmosferiyle konuk ettiği izleyicilerini büyüleyen Emek Sineması hâlâ kapalı. Filmekimi, Emek’in yokluğunda dört sinemaya bölünüyor. Salonsuzluk yalnızca Filmekimi’nin sorunu değil elbette; Beyoğlu bölgesinde zaten sayılı olan salonlar gün geçtikçe azalıyor. Bunun yanında güzel gelişmeler de oluyor kuşkusuz. İlk kez düzenlendiği 2002 yılından bu yana izleyicilerin büyük ilgi gösterdiği, benimsediği, geçen yıl 43.000 kişiyle rekorkıran Filmekimi, geçen yıl, ekonomik krizin de etkisiyle sponsorluk desteği almadı. Bu yıl Filmekimi, sinemaya verdiği değeri çeşitli atılımlarla kanıtlayan LG ile işbirliği yapıyor ilk kez. Nisan ayında Festival’de Geceyarısı Sineması bölümüne destek veren LG, dokuzuncu yılında Filmekimi’ne verdiği sponsorluk desteği ile bizim de heyecanımızıartırıyor.” dedi.


Filmekimi’nin Facebook Sayfası
Filmekimi’nin Twitter Sayfası
Filmekimi’nin Facebook Etkinlik Sayfası

22 Eylül 2010

Uluslararası İstanbul Klasik Müzik Festivali

2010 yılını sayısı binlere varan kültür ve sanat etkinlikleri ile karşılayan İstanbul, Ekim ayında yepyeni bir festivale kavuşuyor:
Uluslararası İstanbul Klasik Müzik Festivali



İstanbul 2010 Kültür Başkenti çalışmalarına destek olmak ve İstanbul’u aynı zaman da Klasik Müziğin de başkenti yapmak amacıyla düzenlenen Uluslararası İstanbul Klasik Müzik Festivali, 16-20 Ekim 2010 tarihlerin de İstanbul Aya Irini Müzesi'nde gerçekleştiriliyor.

Kültür ve Turizm Bakanlığı ile İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansının katkılarıyla düzenlenen ve bu yıl ki teması Cross Over olarak belirlenen festival kapsamında Avrupa ve Amerika’nın önde gelen klasik müzik gruplarına yer verilirken festival aynı zaman da düzenlenecek alternatif etkinliklerle de toplumun klasik müzik ile yakından içsel bir bağ kurmasına da katkı verilecek.

16 Ekim 2010’da Amerika’nın önde gelen Quartetlarından Quartet San Fransisco ile başlayacak olan festival de dünyanın en önemli piyanistlerinden kabul edilen klasik müziğin dahi prensi “Maksim Mrvica”, 1997 Yılında Titanik filmine yaptıkları müzikler nedeniyle tüm dünya da haklı bir şöhrete ulaşan I Salonisti, Klasik Müziğin altın kızları Ahn Trio ise festivalin en önemli sürprizlerinden.

Festivalin bir diğer sürprizi ise Beatles'ın Yesterday isimli şarkısı gibi bir çok eseri Mozart’ın tarzıyla çalan ve Avrupa’nın önde gelen piyanistlerinden biri kabul edilen Galina Vracheva.
Türkiye’nin önde gelen Türkülerinden bazılarını yine Mozart’ın tarzıyla da yorumlayacak olan Vracheva İsviçre’nin yoğun çabaları sonrasın da bu ülkenin vatandaşlığına geçerek müzik hayatını İsviçre’de sürdürmeye karar vermişti.

Buna göre festival programı ise şu şekilde düzenlendi:

16 Ekim 2010 Quartet San Fransisco
17 Ekim 2010 Maksim Mrvica
18 Ekim 2010 Galina Vracheca
19 Ekim 2010 I Salonisti
20 Ekim 2010 Ahn Trio

Uluslararası İstanbul Klasik Müzik Festivali - Resmi Facebook sayfası
Uluslararası İstanbul Klasik Müzik Festivali - Resmi Facebook etkinliği

Jay Jay Johanson by Destina Papaker

Ayaklı Etkinlik Takvimi'nden davetiye kazanarak Jay Jay Johanson konserine giden Destina Papaker'in kaleminden konseri aktarıyoruz sizlere. :)


18 Eylül'deki Bronx Pi'deki Jay Jay Johanson konserine kazandığım çift kişilik davetiye ile bir arkadaşımı kolundan tuttuğum gibi konsere sürükledim. Biraz erken gittiğimiz için ilk başlarda ortam çok güzeldi ama saatler ilerledikçe kalabalıklaşmaya başladı ve Bronx tıka basa insan doldu!!

En sonunda Jay Jay çıktı ve şarkılarını söylemeye başladı ama ilk birkaç şarkıda herkes hala havaya girememişti ama tabi biz daha konser başlamadan havalardaydık (: She Doesn't Live Here Anymore şarkısında herkes hendine geldi Believe in Us çalarken transa geçti ve On The Radio'da koptu...

Kalabalık haricinde her şeyiyle çok güzel bir etkinlik oldu... Girdiğimiz depresyon hariç :)
Bu konseri izleme şansı bulduğum için teşekkür ederim.. (:

20 Eylül 2010

Salon'da Yeni Sezon Başlıyor!

İstanbul kültür sanat hayatının önemli performans merkezlerinden Salon, yeni sezonda İstanbullu sanatseverlerin karşısına hareketli bir programla çıkıyor. Salon, yenilenen tasarımıyla, 25 Eylül Cumartesi akşamı ünlücaz triosu Medeski, Martin & Wood konseriyle kapılarını yeniden açıyor.



Salon’da yeni sezon, ünlü caz triosu Medeski, Martin & Wood’un vereceği iki konserle başlıyor. Chivas Jazz Knights serisi kapsamında, 25 Eylül Cumartesi saat 22.30 ve 26 Eylül Pazar saat21.30’da sahne alacak Medeski, Martin & Wood, iki gece üst üste cazseverleri cazdan rock vefusion’a uzanan müzikal bir yolculuğa çıkaracak.

Tuşlu çalgılarda John Medeski, vurmalılarda Billy Martin ve basta Chris Wood’dan oluşan MMW, 1991 yılında Brooklyn’de kurulduğundan bu yana esin kaynağını grup üyelerinin farklı arka planlarından alarak, zengin harmoniler ve güçlü melodilerle bezeli eşsiz bir tarzla çalışmalarına devam ediyor. Önce küçük ve bağımsız plak şirketleriyle, sonra da Blue Note gibi büyük bir isimle çalışan Medeski Martin & Wood bugüne dek aralarında çocuk müziklerinden oluşan “Let’s GoEverywhere” albümünün de bulunan 12’yi aşkın albüme imza attı. 1998 yılında 5. Uluslararasıİstanbul Caz Festivali kapsamında bir konser veren Medeski Martin & Wood, uzun bir aradan 25 ve 26 Eylül tarihlerinde Salon’da İstanbullu hayranlarıyla yeniden buluşacak.

Medeski, Martin & Wood konserleri, Salon’un hareketli yeni sezon programının da habercisiniteliğinde… Açıldığı günden itibaren İstanbullu sanatseverlerden büyük ilgi gören performans mekanı Salon, yenilenen tasarımıyla, sanatseverlere renkli bir program sunmaya devam edecek. Salon, yeni sezonda da klasik, caz, rock ve alternatif müzik konserleri, tiyatro gösterileri, edebiyat etkinlikleri veatölye çalışmalarına ev sahipliği yapacak.


Chivas Jazz Knights, Medeski, Martin & Wood’un ardından, 26 Ekim Salı ve 27 Ekim Çarşamba akşamları Marcus Miller, 24 Kasım Çarşamba akşamı ise Stacey Kent’i ağırlayacak.

Medeski, Martin & Wood konserlerinin bilet fiyatları 40 TL ve 25 TL (öğrenci). Konserin biletleri, Biletix satış kanalları ve İKSV binasından (Sadi Konuralp Caddesi No:5 Şişhane, pazar günleri hariç, 12.00–20.00 saatleri arasında) ve etkinlik günlerinde Salon gişesinden temin edilebilir. Tüm bilet alımlarında kredi kartı geçerli.

İstanbul Festivalleri’ni indirimli ve ayrıcalıklı olarak izleyen Lale üyeleri için avantajlar, Lale KartArtı’yla Salon’da da devam ediyor. Lale Kart Artı sahipleri bilet alımlarında %25’e varan özelindirimlerden yararlanabilecek.

18 Eylül 2010

123 - Again (video klip)

2004 yılından beri birbirinden güzel şarkılarla bizleri buluşturan dört kişilik ekip 123, Mayıs ayındaçıkardığı Stereo Love EP’ sinden ikinci klibini Anıl Tütüncüoğlu tarafından "Again" adlı parçaya geçtiğimiz günlerde çekti. Melodik caz ritimleri ve vokal Dilara'nın ışıltısıyla insanın ruhunu okşayan "Again" parçasına bu sade ve hoş klip eşlik ediyor.


17 Eylül 2010

Jay Jay Johanson Davetiye Sorusu!!!


18 Eylül Cumartesi günü 21:00'da Bronx Pi Sahne'de gerçekleşecek olan Jay Jay Johanson konseri için 3 adet çift kişilik davetiye sahibini arıyor! Soracağım soruya mail atarak doğru cevabı veren 1.-7. ve 10. kişi davetiyenin sahibi olacak. O halde geçiyorum soruma:

"Jay Jay Johanson'ın gerçek adı nedir?"

Cevaplarınızı plnekmekci@gmail.com 'a gönderebilirsiniz...

16 Eylül 2010

AntiPop aka Telepopmusik DJ Set Davetiye Sorusu!!!

17 Eylül Cuma günü 21:00'da Bronx Pi Sahne'de gerçekleşecek olan AntiPop aka Telepopmusik DJ Set konseri için 3 adet çift kişilik davetiye sahibini arıyor! Soracağım soruya mail atarak doğru cevabı veren 1.-5. ve 9. kişi davetiyenin sahibi olacak. O halde geçiyorum soruma:

"Telepopmusik kimlerden oluşuyor?"

Cevaplarınızı plnekmekci@gmail.com 'a gönderebilirsiniz...

3 Eylül 2010

Bronx Pi Sahne: Beyoğlu'nda Indie Rüzgarı

2009-2010 sezonunda Kafepi Group dokunuşuyla yeniden hayat bulan Bronx Pi Sahne, Parov Stelar, Louie Austen, Jojo Mayer and Nerve, The Subways, the Cinematics, Infected Mushroom gibi önemli isimleri ağırlayarak hareketli ve renkli bir sezon geçirdi ve kendine canlı müzik mekanları arasında hatırı sayılır bir yer edindi.

2010-2011 sezonunda kapılarını 17 Eylül 2010’da Antipop aka Telepopmusik (DJ set) ile açacak olan Bronx Pi Sahne, rotasını independent müziğe çeviriyor. Müzik piyasasında ağırlıkları gittikçe artan Indie ve Alternatif müzik gruplarına sahnesinde daha çok yer verecek olan gözde canlı müzik mekanı önümüzdeki sezon estireceği bu rüzgar ile adından çokça bahsettireceğe benziyor.

Ağırlayacağı isimlerin arasında Mercury odulune bu yıl aday olan I am Kloot, The Clientele, You Say Party! gibi Independent müzik piyasasının önemli isimleri yer alıyor. Ayrıca ilerleyen günlerde bütün bu independent müzik isimlerinin yanı sıra, Die Toten Hosen, Wedding Present, Jay-Jay Johanson, Telepopmusik (DJ set) gibi müzik piyasasinda kendini kanitlamis isimlere de sahnesini açacak olan indie ve alternatif müziğin durağı Bronx Pi Sahne'de bu senenin takvimini dikkatlice takip etmek gerekiyor.

21 Temmuz 2010

Buika @ Sepetçiler Kasrı

Garanti Bankası sponsorluğundaki Uluslararası İstanbul Caz Festivali'nde Buika, Sepetçiler Kasrı'nda sahne aldı.

17. Uluslararası İstanbul Caz Festivali dün konser mekanı olabilecek en güzel mekanlardan biri olan Sepetçiler Kasrı'nda sonlandı. Saat 10:00'da başlayan Buika'ya yetişebilmek için apar topar evden çıkınca onca gündür festival dahilinde hiçbir konserde yapmadığımı yaptım ve İKSV kartımı evde unuttum :( Allahtan Emre Erbirer imdadıma yetişti...

Sepetçiler Kasrı'na vardığımda dış kapıda uzunca bir kuyruk vardı. Aralarından sıyrılıp içeri girdiğim sırada öğrendim ki daha önce bilet almayıp konseri izlemek isteyen seyirciler bu kuyruğu oluşturuyordu. Gündüz saatlerinde konsere 15 dakika kala sınırlı sayıda bilet satışa çıkacağı haberi verilmişti. Sanırım o sırada olanlara ya bilet kalmamış ya da son şansa yetişememişlerdi.

İçeri girdiğimde mekanın epey kalabalık olduğu gözüme ilk çarpan şey oldu. Sahne içeri girildiğinde en sağ tarafta, denize paralel olarak kurulmuştu ve oturma düzeni de hemen deniz kenarındaydı. Oturanlar için müthiş keyifti sanırım :) Piyanistin ilk birkaç notasından sonra sahneye gelen Buika, (biraz Televole tadında olacak ama yiğidi öldürüp hakkını verelim şimdi) kostümüyle resmen göz kamaştırdı! En azından benim gözlerim kamaştı :) Cart turuncu ve pembe renginde uzun kuyruklu, sırtı açık bir elbise giymişti. Boynunda sapsarı, parlayan büyük bir kolye vardı. Çok samimi söylüyorum sırf o kostümü daha yakından görebilmek için de Uluslararası İstanbul Caz Festivali'nin Facebook sayfasına yüklenmesi için sabırsızlanıyorum. Yetkililer! Lütfen acele edin :))


Oturanlar konfor açısından nasıldı bilemiyorum ama ayakta durmak en azından benim için biraz eziyetti. Böyle ayakta izlenmeli konserlerde boyumun biraz daha uzun olmasını istiyorum. Sürekli önüme çok uzun insanlar düşüyor. Her neyse... Şarkı aralarında Buika uzun uzun seyircilerle konuştu. Aşk ve özgürlük konuları hakimdi. Sanırım herkesin en çok güldüğü ve en akıllarda kalan cümlesi: "When you are in front of a last drink or love, you say "can i have another one please?"" oldu :)))

O güzel sesiyle birbirinden güzel şarkıları ardından konser sonlarına doğru konserin bittiğini sanıp kalkıp gidenler seyirciler arasında homurtulara neden oldu. Herhangi bir sanatçı sahnedeyken gözünün içine baka baka mekanı terk etmek bana çok saygısızca geliyor. Ben utancımdan yapamam doğrusu. Yapacaksam bile de en arkalarda, görünmeyecek bir yerlerdeysem yaparım ki kimse rahatsız olmaz, kimseye de yakalanmam :)


Artık daha fazla uzatmadan 2 şarkılığına sizi dün geceye davet ediyorum. 17. Uluslararası İstanbul Caz Festivali'nin bir parçası olmak müthiş zevkti! İKSV'ye, Garanti Bankası'ına ve işin arka planındaki herkese çok teşekkürler! Tadı damağımda kalan bir deneyimdi. 18. Uluslararası Caz Festivali'ni şimdiden sabırsızlıkla bekliyorum :)


16 Temmuz 2010

Tony Bennett @ Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi

Garanti Bankası sponsorluğundaki Uluslararası İstanbul Caz Festivali'nde Tony Bennett, Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi'nde sahne aldı.

Dün gece için ne desem, ne yazsam bilemiyorum gerçekten. "17. Uluslararası İstanbul Caz Festivali'nin en'lerini say" deseler Tony Bennett konserini hangi kategoriye koyacağımı bilemem. "All in one" gibi bir kategori açma şansımız varsa Tony Bennett konserini kesinlikle buna dahil ederim. En heyecanlı, mutluluk verici, masalsı, romantik, zarif, naif... Daha nasıl ifade edebilirim hiçbir fikrim yok!

Aslında konser benim için çok acı başladı. iPhone'un azizliğine uğrayarak geceyi görev bilinciyle canlı yayın yapar gibi Twitter'dan aktaramadım. Fotoğraf çekemedim. Video çekemedim. Sadece hatıralarım, şu anda bile gözümün önünden geçen o güzel kareler var aklımda. Öncelikle itiraf etmeliyim ki çok utanıyorum! Neden mi? Kerem Görsev Trio'nun başına yetişemediğim için ve konser ortasında "yerim nerede, nereye geçsem?" sebebiyle kalabalık yaratan insanlardan birisi de bendim. Saatinde gelip yerine geçmiş izleyicilerin haklı homurtularını duydum ara ara. Besbelli rahatsız olmuşlardı, konser izleyecekleri yerde devamlı hareket eden, soru soran, "ay afedersiniz" diyen insanları izliyorlardı.

Tüm Cemil Topuzlu Tony Bennett'i beklerken sahneye kızı Antonia Bennett çıktı ve "Welcome to the Tony Bennett Show" diyerek konseri, pardon şovu başlattı :) "Babasının kızı" diyebileceğimiz cinsten performansını sergiledikten sonra Watch What Happens çalmaya başladığı an beyaz ceketi, uçuk mavi gömleği, lacivert pantolonu, güzel gülümsemesiyle Tony Bennett sahnede belirdi. Alkış, kıyamet! Etrafımdaki herkes ama herkes 32 dişle gülümsüyordu!
Seyirci sayısı hakkında küçük bir matematik yapmak istesem de başarısız oldum. Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi silme insan doluydu, iğne atsan yere düşmezdi. Zaten bu yüzdendir ki numaralı biletlerin bitmesinden sonra ayakta biletleri satışa çıktı. Konser öncesi altlığı olsun diye günlerdir Tony Bennett şarkıları dinliyordum "Bunu çalar mı? Acaba bunu da çalar mı? Bak kesin bunu çalar!" diyerek. Dediklerimin birkaç tanesinde (Stranger In Paradise, Smile, Fly Me To The Moon) başarılı oldum :)

Seyircilerden bazıları Tony Bennett'nin şarkılarına eşlik ederken bazıları da 84 yaşında olup bu denli nasıl dinç kaldığını tartışıyordu. Ara ara Tony Bennett ile ilgili başka konuşmalara da kulak misafiri oldum. Aslında ressam olduğu, Stranger In Paradise şarkısının Tony Bennett eseri olduğu, 1950'lerde deli gibi kadın hayranı olduğu konuşulan diğer konulardı. Şarkı aralarındaki dedikoduların haddi hesabı yok tabii :))
Hatırlarsanız bundan bir önceki gün The Brand New Heavies konserinde güvenliğe ve rodie'ye zor zamanlar yaşatan kafası güzel bir seyirci vardı. İşte onun Cemil Topuzlu şubesi dün gece Tony Bennett konserindeydi! :)) Sürekli "Tonyyyyy, Tony Benneeeettt" diye bağırdı durdu.

Birbiri ardına sıraladığı şarkıları arasında I Left My Heart In San Francisco'dan tutun The Way You Look Tonight'a kadar en güzel ve en özelleri vardı. Konser bittiği an, dakika tutmadım ama,10 dakika veya daha fazla bir süre boyunca seyirciler Tony Bennett'i alkışladı. Dakikalarca! Çılgınlar gibi! Onca insanı kırmayıp bis için geri gelen Tony Benett dün gece gerçekten bambaşka 2 saat yaşattı orada olan herkese. Sezen Cumhur Önal sunsa "kadife sesli şarkıcı" diye tanıtırdı. Bense "dün geceki masalın kahramanı" olarak...

Geceye dair daha fazla fotoğraf için Elif Sözen ve Mahmut Ceylan'ın kamerasından görüntüler için tıklayın.


The Brand New Heavies @ İstinyePark

Garanti Bankası sponsorluğundaki Uluslararası İstanbul Caz Festivali'nde The Brand New Heavies, İstinyePark'ta sahne aldı.


Yazının en başından iddia ediyorum! İstinyePark böyle keyifli, böyle samimi, böyle neşeli bir konser görmemiştir, uzunca bir süre de görmeyecektir! Çarşamba gecesi gerçekten i-nan-ıl-maz-dı! Başta "bir konser için burası küçük bir alan değil mi?" diye düşünürken konserin ilerleyen dakikalarında böylesine konserler için İstinyePark'ın biçilmiş kaftan olduğunu anladım. Sahnenin kenarına kadar golf arabalarıyla getirilen grup elemanları ilk şarkının startından hemen sonra sahneye şıkır şıkır kostümleri ve enerjilerliyle daldılar. Seyircilerden bahsetmiyorum bile! Hepsi ilk şarkıdan ayağa fırlayıp önlere doğru koştular. Kenardaki restoranın konser alanı içine dahil olan bahçesinde oturanlar yemekleri bırakıp konsere daldılar.

Şarkılarla, kostümlerle, danslarla İstinyePark Çarşamba gecesi gerçekten açık hava diskosuna döndü. İlk şarkılarda sahne önüne gitme konusunda tereddütleri olan seyirciler, grubun da teşvik etmesiyle sahnenin ucuna kadar koştular. Seyirciler arasında herkesten daha çok eğlenen biri vardı. Sürekli sahneye çıkıp ve sahne önünde zıplaya zıplaya dans ediyor, şarkı aralarında grup elemanlarına laf atıyor ve şansı varsa sahneye çıktığı anlarda boştaki bir tefi kapıp şarkıya sahnede eşlik ediyordu. Tabii bu durumdan rahatsız olan görevliler ve The Brand New Heavies grubunun rodie'si bir noktadan sonra duruma müdehale ederek bahsettiğim seyirciyi sahneden indirdi.


Konserde 1 kere bile enerjiyi düşürmeyen The Brand New Heavies'in konser sonuna doğru gelmeye başladıklarını sahneye yanaşan golf arabaları, nam-ı diğer limo'larından anladık. Dream On Dreamer çalmalarından birkaç şarkı sonrada konser hakikaten bitti. Sahneden ayrılmış gibi yapıp kenarda bis alkışları için beklerlerken bile tekrar sahneye geri dönmek için resmen sabırsızlanıyorlardı. Sanırım bu İstanbul konseri onlar için bambaşka geçti. Her şarkı sonunda "İstanbuuuul we love youuu!" diye bağırmalarından bunu rahatlıkla anlayabiliriz :)
Mor, mavi, pembe ve sarı ışıklar altında, şık şık kostümleri ve coşkulu seyirci ile başbaşa bırakıyorum sizi:


14 Temmuz 2010

Lisa Ekdahl @ Esma Sultan Yalısı

Garanti Bankası sponsorluğundaki Uluslararası İstanbul Caz Festivali'nde Lisa Ekdahl, Esma Sultan Yalısı'nda sahne aldı.

17. Uluslararası İstanbul Caz Festivali'nin sona yaklaştıkça 1 güne düşen konser sayısı fazlalaşıyor, karar vermek gittikçe zorlaşıyor mu bana mı öyle geliyor? Festivali benim gibi sıkı sıkı takip edenler hemfikir mi benimle bilemiyorum. Bir yandan bu akşam gideceğim The Brand New Heavies, Tony Bennett, Grace Jones, Seal ve Buika konserleri için ayrı ayrı heyecanlanırken bir yandan da "İyi güzel, her gün ayrı bir konsere gidiyoruz da 17. Uluslararası İstanbul Caz Festivali'nin de sonuna geliyoruz" diye üzülmüyor değilim...

Dün gece sahil kesiminde hem Massive Attack hem de Lisa Ekdahl konserlerinin peşpeşe saatlerde olması sebebiyle konsere yetişme konusunda zorlandık. Öyle ki çoğu sürücünün bilmediği kestirme ve dapdaracık yollardan konser alanlarına ulaşalım derken o dapdaracık sokaklarda trafik sıkışıklığı yüzünden sonsuza dek kalma tehlikesi atlattık!

Esma Sultan her zamanki gibi zarif, her zamanki gibi şıktı. Boğaz'a karşı kurulmuş sahne, ip gibi dizilmiş koltuklar, ayakta Lisa Ekdahl'ın şarkılarına dans ederek eşlik eden seyirciler (Bu arada konserde Göksel ve Akasya Asıltürkmen de seyirciler arasındaydı), Lisa Ekdahl'ın güzelliği, büyüleyici sesi... Her şey o kadar ayrı güzel görünüyordu ki! Hele Lisa Ekdahl... Konser sırasında Lisa Ekdahl'ın 39 yaşında olduğu aklıma gelince kendisine imrenmeden yapamadım. Sanırım o da bir konuda bizlere imrendi. Yanlış anlamadıysam konser sırasında sık sık arkaya dönüp Boğaz Köprüsü'nü, manzarayı izliyordu. :)

Biraz kendi şarkıları biraz caz cover'ları ile konserine kısa süreli bir ara veren Lise Ekdahl için seyirciler arasında aynı şey konuşuldu: "Tanrım ne kadar güzel!", "Ayy tam bir peri kızı gibi!". Haksız da sayılmazlar! Lafı uzatmıyorum ve Lisa Ekdahl'ın sesiyle My Heart Belongs To Daddy ile sizi başbaşa bırakıyorum.

Geceye dair daha fazla fotoğraf için Mahmut Ceylan'ın kamerasından görüntüler için tıklayın.

11 Temmuz 2010

Imogen Heap @ İstanbul Modern

Garanti Bankası sponsorluğundaki Uluslararası İstanbul Caz Festivali'nde Imogen Heap, İstanbul Modern'de sahne aldı.

Doğruya doğru, 17. Uluslararası İstanbul Caz Festivali programı açıklandığında Imogen Heap'in ismini festival dahilinde görünce havalara uçtum! :) Yavaş da olsa görmek istediklerim listesidekilerin üzerinden birer ikişer geçiyor olmak çok güzel.

Konsere 1 gün kala neredeyse geri sayıma başlayan ben, aynı heyecanı konser günü de yaşıyordum. Biletlerin günler öncesinden tükenmiş olmasından dolayı bilet bulamamış arkadaşlarım sebebiyle susmayan telefonumdaki en ilginç görüşmem şu oldu sanırım:
- Selam Pelin. Akşama bir şeyler yapalım diyoruz. Katılır mısın?
* Hmm kusura bakma akşama Imogen Heap konserine gidiyorum.
- Öööf sen de amma konser kaşarı oldun ya! İyi tamam görüşürüz.


Konsere 15-20 dakika önce gelmiş olmak ne kadar hataydı bilmiyorum. Girişte daha önceden bilet alanların biletlerini aldığı kuyruk, çantalılar için çanta kontrolünün yapıldığı kuyruk, çantasızlar için bilet kontrolü yapılan kuyruk... Her taraf kuyruk doluydu! İlk şarkıya yetişemeyecek olmanın tedirginliğini yaşarken İKSV'de görevli olan Emre Erbirer'e rastlamış olmak sevindiriciydi :)

Derken konserin başladığını ve hala kuyrukta olduğumu fark ettiren Imogen Heap'in sesiyle ilk şarkıyı kaçırıyor olmanın üzüntüsü birbirine karıştı. Neyse ki ilk şarkı sonunda kendimi konser alanına atabilmiştim. Normalde İstanbul Modern'in arka tarafındaki bahçesi büyük gelirken sahne kurulması sebebiyle küçücük bir avlu gibi gelmişti gözüme. Sahnenin tam arkasına yanaşmış olan kocaman gemi gözlerimizi almış olsa da gemiden de sahneye doğru kilitlenip konseri izleyen bir sürü insan vardı. Böyle beleştepeye can kurban dedirtti :)

Şarkı aralarında çok samimi sohbetler yapan ve sanki minik bir barda konser veriyormuşcasına rahat hareket eden Imogen Heap birbiri ardına şarkılarını sıralarken seyirciler arasında Hide and Seek sabırsızlığı baş gösterdi. Her şarkı arasında muhakkak Hide and Seek diye bağırılmasına daha fazla tepkisiz kalamayan Imogen Heap "Tamam, herkes bu gece istediğini alacak." diyerek sabırsızlanan seyircilerin içlerine su serpti.

Seyirciyi 3'e bölerek kocaman çok sesli bir koro oluşturdu önce ve sonra Just For Now şarkısını söylettirdi. İnanın tüylerim diken diken oldu! Her şey masalsı gibiydi. Zaten sahne dekorundan da anlayabilirsiniz. Ağaç altında camdan yapılmış gibi duran piyanosu, müzikler, coşku... Just For Now'dan hemen sonra belki de en sevdiğim şarkısı olan Speeding Cars çalmaya başladı. Artık o şarkıyı da canlı canlı dinledikten sonra huzur içinde eve dönebileceğimi anladım :)

Birkaç şarkı sonra konseri bitiren Imogen Heap mutlaka tekrar İstanbul'a geleceğini söyledi. Her konsere gelen grup/kişi söyler bunu ama bu seferki farklı bir şeydi. Sanki Imogen İstanbul'a bayılmış ama kısa kalmasından ötürü çok yer keşfedememiş olmasından ötürü üzgündü. Seyirciler her ne kadar bis için alkış yağmuruna tutularsa da Imogen Heap geri dönmedi. Bir süre daha bekledik "belki bir umut" diyerek fakat geri dönen kimse olmadı ne yazık ki...

Geceye dair daha fazla fotoğraf için Ozan Eicher'in kamerasından görüntüler için tıklayın.


10 Temmuz 2010

Stanley Clarke Band feat. Hiromi

Garanti Bankası sponsorluğundaki Uluslararası İstanbul Caz Festivali dahilinde Stanley Clarke Band feat. Hiromi Arkeoloji Müzesi'nde sahne aldı.

Caz Yeşili sayesinde uzun zamandır ve hatta hiç gitmediğim yerlere gitmiş olmanın sevincini yaşıyorum bugünlerde. Dün uzun zamandan sonra ilk kez Sultanahmet'e gidip turladım. Havanın durumundan mıdır bilemiyorum in cin top oynuyor gibiydi. Yolda yürüyen herkes kaçar gibi yürüyordu. Geçtiğim yollar üzerinde 17. Uluslararası İstanbul Caz Festivali'ne dair hiçbir afiş ve ilan görmemiş olmak şaşırttı beni doğrusu.

Hızlı ve küçük çaptaki tarihi yarımada turumdan sonra vardığım Arkeoloji Müzesi'nin bahçesini güzel şarap kokuları sarmıştı. Konser öncesi sohbet edenler, bahçedeki hava şartları sebebiyle oluşturulan yeni oturma düzeninde yerini arayanlar, içki kuyruğundakiler... Herkes müthiş güzel, müthiş zarif görünüyordu.

Konserin başlamasına 5 dakika kaldığı anonsu yapıldığında herkes yerini aldı ve Stanley Clarke Band'i ve de onlara eşlik edecek olan piyanist Hiromi'yi sabırsızlıkla beklemeye başladı. Daha ilk şarkıdan çok iyi bir performansla konsere başlayan Stanley Clarke Band ve Hiromi anında havaya girdiler. Stanley Clarke'ın "kesinlikle bu dünyadan değil!" diye tanıttığı davulcusu Ronald Bruner Jr., solosu sırasında öyle coştu ki bir ara bagetlerini tamamen hare hare görmeye başladım. Zaten en sonunda o da hakim olamadı ve bageti havada uçtu :) Bunun hemen üzerine Ronald Bruner Jr. hakkında internette ayaküstü araştırma yaptım ve öğrendim ki 2 yaşından beri davul çalıyormuş!

İlk şarkı sonunda çiseleyen yağmura karşılık Stanley Clarke da o havada konsere gelmiş olan seyircisine teşekkür edip yağmurun güzel olduğunu, aldırış etmemek gerektiğini söyleyip konserine devam etti. Rüzgarın ve yağmur şiddetinin artması üzerine görevliler müthiş bir hızla tüm seyircilere beyaz yağmurluk dağıttı. Görevliler o kadar seri ve o kadar çabuk yağmurlukları dağıttılar ki Arkeoloji Müzesi'nin bahçesi bir anda bembeyaz oldu. Japon piyanist Hiromi hakkında da bir şeyler söylemem lazım tabii! O kadar tatlı, o kadar enerjik ve o kadar sempatik ki piyanoyu hop oturup hop kalkarak çalması görülmeliydi. Bir de 30 yaşında olduğunu öğrendiğim an şok oldum!

Yağmurun git gide şiddetlenmesi üzerine seyirciler bir bir şemsiyeleri açmaya başladı ve sahne neredeyse görülmez bir hale geldi. Bu sırada seyircilerden kimisi konseri o şekilde daha fazla izleyemeyeceğine karar vermiş olacak ki oturma alanında hareketlenmeler başladı. Ya 4. ya da 5. şarkıya gelinmişti ki artık yağmur gerçekten çekilmez bir hal aldı ve en sonunda sahnedekilere de zor anlar yaşatmaya başladı. Önce Hiromi iki arada bir derede piyanosunu bezle silip kurtarmaya çalışsa da nafileydi. Görevlilerin gelip piyanoyu korumak için piyano yanlarına gerdikleri bez-poşet arası şey tutmazken bu kez de Stanley Clarke'ın kontrbasının fena halde ıslanması artık her şeyi zora sokmuştu. Twitter'a 1-2 bir şey yazabilmek için elime aldığımda bile ekranımun su içinde kalması ve hiçbir şekilde ekranın bastığım aplikasyonları algılamaması keyfimi kaçırdığı an yağmura daha fazla tahammül edemeyeceğimi anlayarak üzülerek de olsa Stanley Clarke Band'i ve Hiromi'yi geride bırakarak eve dönmek zorunda kaldım.

Eve dönmemden bir süre sonra Twitter'dan öğrendiğim kadarıyla konser hava şartları yüzünden kesilmiş ve Stanley Clarke bir kez daha geleceğinin sözünü vererek sahneden ayrılmış. Hava şartları sebebiyle güme giden bir konser olduğu için üzgün olsam da elden bir şey gelmiyor. Geçen seneki Uluslararası İstanbul Caz Festivali'nde SMV ile birlikte Stanley Clarke'ı izleme şansına sahip olduğum için biraz daha şanslı olduğumu hissediyorum :)


9 Temmuz 2010

Imogen Heap Davetiye Sorusu!!!

Garanti Bankası ve Caz Yeşili sponsorluğunda 10 Temmuz Cumartesi günü saat 21:o0'da İstanbul Modern'de gerçekleşecek olan Imogen Heap konseri için 1 adet çift kişilik davetiye sahibini arıyor!
Soracağım soruya mail atarak doğru cevabı veren 6. kişi davetiyenin sahibi olacak. O halde geçiyorum soruma:

"Imogen Heap'in çıkarttığı solo albümlerin adları nedir?"

Cevaplarınızı plnekmekci@gmail.com 'a gönderebilirsiniz...

8 Temmuz 2010

Chick Corea Freedom Band Konseri by Alper Tüzün

Ayaklı Etkinlik Takvimi'nden davetiye kazanarak Chick Corea Freedom Band konserine giden Alper Tüzün'ün kaleminden konseri aktarıyoruz sizlere. :)



Mavi/yeşil spot ışıklarının altında bir kelebek, belki de ışığa uçan böcek klişesini biraz abartarak ve sahne korkusunu da yenerek Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi'nde yükseliyor. Sahnenin iki tarafında sahil kumu üzerinde terkedilmiş bir tahta sandal, arkada eski bir şehir manzarasına karışmış gökyüzü ve tüm bunların ortasında efsane Chick Corea ve ismini hakkıyla taşıyan Freedom Band'i.

Taksim'de bir akşam üstü yemeğinden sonra metro istasyonunu gözümüze kestirmiş giderken, meydanda büyük bir sahneden kulağımıza gelen ses (Su Üstünde Avrupa Festivali'nin Taksim ayağında çalan East West Caz Orkestrası) bize artık yazın geldiğini, Temmuz'un geldiğini ve şehre cazın geldiğini kanıtladı. Kulağımızda bir saksafon solosuyla Açıkhava'nın yolunu tuttuk. Organizasyon en ufak bir sıkıntı yaratmadan cazseverlere işin sıkıcı kısmını (güvenlik kontrolleri, bilet kesimleri falan falan...) atlattırırken, biz de davetiyemizi arayarak her seferinde bir sonraki standa yönlendirilirken bulduk kendimizi. Davetiyelerimizi alırken bir görevlinin telsizine gelen "Konsere 10 dakika var" anonsuyla fark ettim 10 dakika sonra Chick Corea'yı göreceğimi.

Konserin başından sonuna kadar ayaklarımız (Chick Corea'nın ki bile :) davulda Roy Haynes'e eşlik etmekten kendini alamadı. Aman tanrım, o nasıl bir performans! 85 yaşındaki Roy 2 saat boyunca yerinde duramadı, sanki içinde küçük bir çocuk vardı ve baterisiyle oynuyordu, ne kadar neşeli, ne kadar enerjik olduğunu anlatamam. Sololarının büyük kısmını diğer grup üyeleri pianosunu, basını bırakıp yakından izledi. Hatta bir noktada Roy Haynes, elinde iki baget Chick'in yanında gidip pianonun mikrofonuna ritm tutarken -biz de alkış tutarken- Christian McBride bir eliyle basını tutarken gizlice diğer eliyle Roy'un bagetlerinden birini çalıp tek elle davula vurmaya başladı (Konserin bu noktadan sonraki 5-10 dakkası çalışılmış ve her konserde yapılan bir şey miydi, yoksa o anda mı çktı bilmiyorum; fakat ne olursa olsun Freedom Band adını nereden aldığını kanıtladı!) Grubun her bir üyesi dayanamayıp Christian McBride'a ayak uydurdu ve birkaç dakika içinde 4 usta aynı anda tek bir davulu çalıyordu! Ortaya çıkan ritm inanılmazdı, İstanbul cazseverleri kendinden geçti.

Christian McBride'dan bahsetmişken... Sanırım benim için gecenin süpriziydi. Zaten ne kadar harika olacağını bildiğim Chick ve Roy'un yanında en az onlar kadar iyiydi, dakikalar süren inanılmaz sololarıyla belki de seyirciden en çok alkışı o aldı, ustalarla iletişimi ve uyumu da inanılmazdı! Konserin sonunua doğru saksafonda harikalar yaratan Kenny Garrett diğer grup üyelerini alkışlatmak için isimlerini tekrar tekrar söylerken grubun arasındaki bağ inanılmazdı, kurulduktan bu kadar kısa süre sonra bu kadar sıkı bir aile olmaları gerçekten çok etkileyici. Gecenin sonunda tüm Açıkhava yazın ve festivalin başladığına ikna olmuş bir şekilde grubu dakikalarca alkışladıktan sonra İstanbul'un sokaklarına dağıldı. Tabi ben de dahil tüm erkeklerin hemen telefonlara sarılarak dünya kupası yari finalinin sonucunu öğrendiği de gözümden kaçmadı... :)

7 Temmuz 2010

Jülide Özçelik Band & Maarten Ornstein

Garanti Bankası sponsorluğundaki Uluslararası İstanbul Caz Festivali dahilinde Jülide Özçelik Band ve Maarten Ornstein Salon İKSV'de sahne aldı.

Bu post'u yazmadan önce şöyle geri dönüp baktım blog içinde. 24 Şubat 2009 tarihli post'umda bahsetmişim Jülide Özçelik'ten ve ona olan hayranlığımdan. Kısa bir özet geçeyim kendisini keşfetmem hakkında. Her şey kitap almak üzere İstiklal Kitabevi'ne girdiğim sırada dükkanda Jülide Özçelik'in albümü çalar ve ben satıcının yakasına yapışıp "Bu sesin sahibi kim?" diye sorup albümünü almamla başladı. Albümü ezberleyene dek dinledim de dinledim.

17. Uluslararası İstanbul Caz Festivali takvimine ilk baktığımda Imogen Heap, Seal, Tony Bennett'den hemen sonra gözüme çarpan ilk isim Jülide Özçelik oldu. Tekrar canlı izleyeceğim için epey heyecanlandırdı beni.

Ne yazık ki konserin başını biraz kaçırmış olmamın burukluğu ile içeri girdiğimizde Salon İKSV'nin Larry Graham konserinden sonra bambaşka bir ortama dönüştüğünü gördük. Üstlerinde mum olan masalar, ya ayakları ile ya da elleri ile, ama illa bir şekilde ritm tutarak Jülide Özçelik Band'e eşlik eden seyirciler... Tweet mi yapsam, konseri mi izlesem yoksa videoya mı çeksem arasında kalmak inanın bana çok zor bir durumdu!

Cem Tuncer, Ercüment Orkut, Kağan Yıldız, Ediz Hafızoğlu, Jülide Özçelik ve de tabii ki önemli misafir Maarten Orstein, kaba bir tabir olacak ama niyetim iyi :), tam anlamıyla döktürdüler! Son 2 röportajda sormuştuk hatırlarsanız. "Müzik olsaydınız, siz müzikle ilgileniyorsunuz diye gurur duyar mıydınız?" diye. Bu insanların cevabı tereddütsüz olarak "Evet!" olmalı! :)

"Bugün Neden Gelmedin" isimli parçada tüm Salon İKSV'yi hüzün kapladı. Herkes şarkıyı bambaşka bir şekilde dinledi eminim çünkü gerçekten o hisse kapıldım. Konser sonuna gelmek üzere olduklarını "Son 2 şarkımıza geldik" diye belirten Jülide Özçelik seyirci tarafından elbette bırakılmadı. Her şarkı sonunda "Aaa! Son şarkıymış ama! 1 şarkı daha!" diye ifade ettiler. Jülide Özçelik Band ve Maarten Ornstein seyircileri tabii ki kırmadı ve 1 şarkı daha çalıp ayrıldı. Dün kadar güzel bir geceyi daha fazla anlatmayıp size dün geceyi 1 şarkılık da olsa geri getiriyorum:

6 Temmuz 2010

Chick Corea Freedom Band Davetiye Sorusu!!!

Garanti Bankası ve Caz Yeşili sponsorluğunda 7 Temmuz Çarşamba günü saat 21:o0'da Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi'nde gerçekleşecek olan Chick Corea konseri için 1adet çift kişilik davetiye sahibini arıyor! Soracağım soruya mail atarak doğru cevabı veren 5. kişi davetiyenin sahibi olacak. O halde geçiyorum soruma:

"Chick Corea Freedom Band grubunun diğer üyeleri kimdir?"

Cevaplarınızı plnekmekci@gmail.com 'a gönderebilirsiniz...
 
.fc-sectitle { color:#FFFFFF!important; }