Kız kardeşimi aradım.-Naber?
-İyilik.
Bir sessizlik oldu.
-Yarın günlerden ne?
Elinde, bastırınca viyuk viyuk öten oyuncak ördeklerden varmış (nedenini sormayın asla bilemezsiniz.) onu öttürdü bir kaç kez. Hiç şaşırmamış gibi devam ettim.
-Haklısın, Cuma. Yarın ne var?
Yine ördek öttü. (ördek üç kere ötmeden sen beni inkar edeceksin.)
-Sakin’in konseri var.(diye yanıtladım kendimi)
-Ya evet yaaa. (birden normale döndü.)
-Gidecek misin? Diye sordum sinsice. Bir kaç kez gitmişti belli olmazdı.
-Yok nasıl gideyim. Para yok.
-Peki davetiyem var desem?
-Aggghhhhhhh gerçekten miii?
-Hı hı.
29 Ekim 22:20
Bronx’un önündeki kuyruktayız. Girişte kusmuğunun üstünde uyuklayan sarhoş bir çocuk var. Herkes ona bakıyor. Artık neyin gerçek neyin sanat olduğu bilinemez. Belki bir performanstır. Fakat gerçek kusmuk kullandıkları kesin. Önümüzdeki kızlardan biri diğerine “abi işte Kadıköy’de olsa böyle olmaz. Biri gelip kaldırır. Herkes bakıyor inanamıyorum.”diyor. Gerçeğin çölüne hoşgeldiniz. Arkamızda iki hobbit var. Bir tanesi bir anda önümüze geçiyor. Fakat arkamızda kalan yüzük kardeşiyle konuşmaya devam ediyor arada. Öfkeli Gandalf bakışlarımla en azından arkamızdakini sindiriyorum. Bunlar gecenin habercisi. Öndeki hobbit önündeki kızları da geçiyor. Bence Kadıköy’de buna da izin vermezler. Hobbit bir öndekini de geçiyor vs.
Adımı kontrol ediyorlar ve üstünü çiziyorlar. “Belki eşyalarınızı vestiyere bırakmak isteyebilirsiniz” İstemem. Vestiyer ücretsiz. Mor ötesi damgalarımız bileklerimize vuruluyor, çantalarımız aranıyor ve içerdeyiz. Bir anda “The Big Bang Theory” setindeyiz. Sonuna kadar iliklenmiş yakalı t-shirtler, ince gri hırkalar, tabii ki kemik gözlükler. Berbat bir dejavu. Duvar lobundaki nöronlar vücudun dışındaki alanın zihinsel bir modelini çıkarır. Sürekli sürtünen, çarpan, belimde dans eden insanlar ciddi kafatası travması yaşamış olmalı. Bir süre sonra nefretimle vücudumun etrafında bir miktar güç kalkanı oluşturabiliyorum. Tabii ki siz huysuzlandıkça delilerin mıknatısı haline geliyorsunuz. Sakin olmalıyım. Zaman geçiyor, sahneye çıkmıyorlar. Kardeşim “Oha 11 olmuş” diyor. 5-10 dakika sonra sahnedeler. Alkış, kıyamet. Artık diğer şeyleri unutabilirim.
Sabahtan beri kafamda çalan şarkıyla başlıyorlar. “Eksik Şarkı” –bezdirmedi hayat beni oysa yarı iletkenim biraz içim dışımda. Ardından “Laleler Beyaz”çalıyorlar. Canlı performansları gerçekten çok iyi. “Edepsiz Komedya”yı söylerlerken Onur Özdemir’in haykırışı harikaydı:”Bugün senin günün onu da mahvettin -allah cezanı versiiin- seni sorana her yanım derim...”“Denek Hayatım”la bitiriyorlarken üstüne 2 şarkı daha eklediler ve yine “Eksik Şarkı”yla bitirdiler. Şarkılar her şeyi unuturmuştu. Sürekli böğüren, sürekli şarkı isteyen, sağa sola savrularak dans eden grubu (Tamam, en çok siz seviyorsunuz Sakin’i) bile fazla takmadım. Kardeşim “Gerçekten yaşlanıyorsun” dedi. Haklı olabilir. Bittikten sonra çıkış çilesi başladı. Çıkış için birkaç kez farklı kapılara yollandık. Daha sonra çıkış kuyruğuna dahil olduk. “Kusura bakmayın vestiyerde bir yoğunluk yaşanıyor. 5-6 dakika bekleteceğim sizi.” Flashback: "Belki eşyalarınızı vestiyere bırakmak isteyeceksinizdir.” Tekinsiz bir kız, kardeşime yaklaşıp bir şeyler sordu ve uzaklaştı. Yanında tamponu var mıymış? (yokmuş) Peki olan birini tanıyor muymuş? (Tanımıyormuş)
Dışarı çıktığımızda şarkı mırıldanıyordum. “Son kez kalktım geç yatağımdan”demek ki her şey yolundaydı.
-“İlk Yara”yı çalmadılar di mi?
-Yok, ama “Eksik Şarkı”yı 2 kere çaldılar o yeter.
Ayaklı Etkinlik Takvimi’ne çok teşekkür ederiz.
Soğuk bir Ekim gecesiydi.
Sorulan soruya mail atarak doğru cevabı veren 1.ve 3. kişi davetiyelerin sahibi olacak. O halde geçiyorum soruma:
Sorulan soruya mail atarak doğru cevabı veren ilk 3 kişi davetiyenin sahibi olacak. O halde geçiyorum soruma:
Sorulan soruya mail atarak doğru cevabı veren ilk kişi davetiyenin sahibi olacak. O halde geçiyorum soruma:
Sorulan soruya mail atarak doğru cevabı veren ilk kişi davetiyenin sahibi olacak. O halde geçiyorum soruma:
Sorulan soruya mail atarak doğru cevabı veren ilk 3 kişi davetiyenin sahibi olacak. O halde geçiyorum soruma:
Sorulan soruya mail atarak doğru cevabı veren ilk kişi davetiyenin sahibi olacak. O halde geçiyorum soruma:

Ali Şota 14 yaşındayken gitarı eline aldı, hep yazdığı sözlerle, yaptığı bestelerle kendini ifade etti. 1990’da henüz lisedeyken kurduğu Graymalkin grubuyla liseler arası yarışmalara katılırken müziğin hayatındaki yerini sağlamlaştırdı. Yıllarca solo olarak çeşitli mekanlarda sahne aldı.
Öncelikle kapıdaki arkadaşlar çok kibardı karşılama çok iyiydi. Mekana girdikden sonraki yer kapma çabası atmosfere ayrı bir heyecan katıyor tabi :) Athena'nın sahneye çıkışı ve sahne performansı her zamanki gibi çok iyiydi. Ayrıca ses sistemi de çok başarılıydı bir ara CD'den dinliyoruz zannettim :) Repertuar seçimi ve parçaların sıralaması ortamın durumuna göre çok başarıyla seçilmiş. Fakat zaten kalabalık olan bir ortamda bira satma çabasında olan garsonlar kendini müziğe kaptırmış insanların arasında daha az dolanmalı...
"Multitap izlerken ben sadece süper müzik dinlediğimi değil, tarihe tanıklık ettiğimi de hissediyorum. Er ya da geç, öyle veya böyle, "fark edilip" iman edilmeye başlanacak bir grup ile muhabbet içinde olmanın mutluluğu benimki. Takipçisinden televizyonda denk gelenine, simitçide karşılaşanından davetiye verenine, bence herkes bir parça şanslı. Dünkü tenha sayılabilecek konserde de aynı hissi yaşadım. "Ghetto'da konser verdiydiler, Ayaklı Etkinlik Takvimi'nden kazandığım davetiyeyle gittiydim hatta. Üstelik sevgilimle ilk buluşmamdı, birlikte izlediğimiz ilk konser de Multitap konseri oldu." diyeceğim. Glastonbury'de izlerken "Paçalı donla gezdikleri zamanı biliyorum yeaa..." diyeceğim, elimdeki fotoğraflarla hunharca prim yapacağım.
Soracağım soruya mail atarak doğru cevabı veren 1. ve 6. kişi davetiyenin sahibi olacak. O halde geçiyorum soruma:
Bu kez bir değişiklik yapıyoruz ve soru sormuyoruz. Evet, yanlış okumadınız :)
Sorulan soruya mail atarak doğru cevabı veren 1.-3. ve 7. kişi davetiyenin sahibi olacak. O halde geçiyorum soruma:
Benim için hem özel hem de müzikal nedenlerle “gitmezsek olmaz” bir konserdi 15 Ekim 2010 Ghetto İstanbul Parov Stelar konseri. Öğlen vakti çıkan “Ghetto İstanbul yanmış oğğğluuuam” tarzındaki şehir efsanelerine de itibar etmemiştim bu nedenle. Sakince Ghetto'yu aramış; telefona cevap veren nazik görevli sayesinde gerçekten de küçük bir teknik aksaklık yaşadıklarını ama yanma haberinin şehir efsanesinden başka bir şey olmadığını öğrenmiştim.
Soracağım soruya mail atarak doğru cevabı veren 1. ve 5. kişi davetiyenin sahibi olacak. O halde geçiyorum soruma:
ENKA Kültür Sanat; 22 yıldır kaliteli çizgisinden ayrılmadan, kış, bahar ve yaz olmak üzere yılda üç kez düzenlediği kültür-sanat etkinliklerinde, birbirinden önemli sanatçı ve grupları ağırlıyor.
Soracağım soruya 

Adının bile nasıl telaffuz edileceğini bilmediğim bir grup 123 (Yüzyirmiüç mü Birikiüç mü karmaşası). Ama Ayaklı Etkinlik Takvimi’nin davetiye verdiğini duyunca kazanmak istedim. Niye?? Çünkü manyağım. Her şeyi ben kazanıcam!!
Tasarımı anlamak, anlatmak ve bu konudaki farklı tartışma noktalarını İstanbul’un kültür ve sanat yaşamının gündemine getirmek hedefiyle yola çıkan Uluslararası İstanbul Tasarım Bienali’nin ilki 2012 yılında gerçekleştirilecek. Tasarım Bienali’ne kadar olan hazırlık sürecinde sempozyum, atölye çalışmaları ve sergilerden oluşan çeşitli etkinlikler düzenlenecek. Bu kapsamdaki ilk etkinlik, 2-3 Aralık 2010 tarihlerinde Kadir Has Üniversitesi’nde düzenlenecek Uluslararası İstanbul Tasarım Sempozyumu olacak.


