22 Mayıs 2009

Miller Freshtival Davetiye Sorusu!!!

Dün Friendfeed üzerinden 2 kişi davetiyeyi kaptı. Şimdi de sıra blog üzerinden başka başka insanlara ulaşma var...
Soracağım sorunun altına doğru cevabı yorum olarak bırakmış ilk kişi davetiye sahibi olacak.
O halde geçiyorum soruma:

"Miller Freshtival'in headliner'ı olan Gabriella Cilmi'nin albümünün ve plak şirketinin adı nedir?"

21 Mayıs 2009

AirStar

AirStar kavramını bilmeyeniniz kaldı mı? Kaldıysa hemen onu da aydınlatayım...
Webcam, cep telefonu kamerası, video kamera veya görüntü kaydedici neyin varsa bir güzel kuruyorsun onu. Seni coşturacak, kendini star hissettirecek fon müziğini bulup ayarlıyorsun. Kamera karşısına geçiyorsun. Hem kameranın hem de müziğin play tuşuna basıyorsun ve başlıyorsun kendinden geçercesine hayali enstrumanını çalmaya.
Sonra kaydettiğin videoyu gelip One Love One Touch sitesine upload edip yarışmaya katılıyorsun. En çok oyu sen toplarsan hediyeyi sen kapıyorsun. Bu kadar basit!
Yurt dışında ne cevherler varmış, haberiniz var mı? Sizin neyiniz eksik onlardan ha?
Hadi bakayım, pamuk eller play tuşuna :)
Twitter - One Love One Touch

20 Mayıs 2009

Fashion Film Festival

The Hall gene güzel bir şeylere ev sahipliği yapıyor efendiler... Geçen sene ilki düzenlenen Fashion Film Festivali bu sene Lee sponsporluğunda yapılacakmış. Gecenin programı ise şu şekilde, ajandalarınızda yer açın derim ben, şahsen, bizzat, kendim :)

14.00 Pret a Porter
16.00 Lagerfeld Confidential
18.00 Breakfast at Titfany's
14.00-20.00 Workshop ve Seminerler
20.00 Kokteyl Parti
22.00 Kısa Film Özel Gösterimleri
00.00 Defile
00.30 Film Noir Party

18 Mayıs 2009

MFÖ



MFÖ olur da gidilmez mi sorarım size... Kültür Üniversitesi'nin bu seneki bahar şenliklerinin ilk gününde MFÖ, 2. gününde ise Tarkan vardı. "MFÖ mü, Tarkan mı, ikisi de mi?" üçleminden sonra tereddütsüz bir şekilde MFÖ'de karar kıldık arkadaşlarla. Her ne kadar Kültür Üniversitesi biraz uzak gibi görünse de meğer metrobüs ne büyük bir nimetmiş burada okuyanlara! 25 dakikada şıp diye buluverdik kendimizi okulun önünde.
Konser alanı epey kalabalıktı. Ben diyeyim 5bin kişi siz diyin 8bin kişi... MFÖ her ne kadar vaktinde çıkmadıysa da rötara değdi doğrusu. Merak ediyorum bu adamların hiç mi enerjisi bitmez, hiç mi yaşlanmazlar... En son nasıl izlediysem, ki birkaç sene önceydi, gene aynılar gene aynılar! Maşallah! Başımızdan eksik olmasınlar...
Yaz geldi ya, açık hava sahnelerinde konserleri başlar muhtemelen. Harbiye Açık Hava olsun, Kuruçeşme Arena olsun sakın kaçırmayın derim...

15 Mayıs 2009

Duyuru!!!

Facebook'ta, Twitter'da ve Friendfeed'de listeme dahil olmayanlarınız için buradan haber veriyorum...
Ne? Pelin konser ve festival davetiyesi mi vermeye başlıyormuş?
İlk davetiye Miller Freshtival için miymiş?
Takipte mi kalacakmışsınız? :)

14 Mayıs 2009

Marnie Stern



Açıkçası önyargılı gitmiştim konsere; çünkü doğruyu söylemek gerekirse Marnie Stern'in varlığından haberdar değildim taa ki konserine kadar. Myspace'ten dinleyip fikir sahibi olduktan sonra Babylon'un yolunu tuttum. Her ne kadar benim için biraz gürültülü müzik olsa da hatunun sıcaklığı ve performansı memnun ediciydi. Sadece 1 albümünün olmasından dolayı her ne kadar kısa sürse de (~1 saat) hiç fena sayılmazdı.
Ha bir daha gelse gider miyim? Orası tartışılır... Kusura bakma Marnie'cim, bundan sonraki çıkaracağı albümüne bağlı :)

12 Mayıs 2009

16. Uluslararası İstanbul Caz Festivali

Bu sene 16.'sı düzenlenen Uluslararası İstanbul Caz Festivali'nin programı nihayet açıklandı. Her sene olduğu gibi bu sene de rüya gibi gruplar ve isimler var. Başta Stanley Clarke, Marcus Miller ve Victor Wooten'dan oluşan SMV, George Benson, Joe Sample, Randy Crawford ve Emiliana Torrini gibi isimler olmak üzere daha pek çok sanatçı katılacak. Bunların yanı sıra Caz ve Balkan Vapuru etkinliğe renk katacak. Henüz Genç Caz ve Caz Kenti Sokak Konserleri'nin katılımcıları açıklanmamış olsa da program dahilinde görünen isimlerden bu sene de festivalin şahane geçeceği kokusunu alıyorum... Biletler tükenmeden koşun derim. Ben, şahsen, bizzat, kendim öyle yapacağım...

11 Mayıs 2009

SansüreSansür | YAY! HAREKETİ

Sansür nedir? Türk Dil Kurumu'na göre "her türlü yayının, sinema ve tiyatro eserinin hükümetçe önceden denetlenmesi işi, sıkı denetim" demekmiş.
Benim için neyin doğru, neyin sakıncalı olduğuna benden başkalarının karar vermesine şiddetle karşıyım ve SansüreSansür Hareketi'ni deliler gibi destekliyorum!

Semaver Kumpanya

Semaver Kumpanya, 10 Ekim 2002 tarihinde Işıl Kasapoğlu’nun önderliğinde tiyatro dünyasına merhaba dedi. Şehrin merkezinde toplanan kültür-sanat etkinliklerini, Kocamustafapaşa’da, bir çok tiyatrocuya ev sahipliği yapan Çevre Tiyatrosu’na taşıyarak "Haliç’in Öte Yanında Tiyatro" projesini başlatmış oldu.
1972 yılından bu yana, bir çok tiyatrocuyu ve seyirciyi ağırlayan Çevre Tiyatrosu, kumpanyaya katılmak isteyen genç tiyatrocularının yoğun çabalarıyla yenilendi ve içinde barındırdığı değişik mekanların daha işlevli bir hale gelebilmesi için yeniden düzenlendi.
Semaver Kumpanya; oyuncusu, yönetmeni, dramaturgu, oyun yazarı, çevirmeni, müzisyeni, organizasyon sorumlusu, ışık tasarımcısı, gişe sorumlusu, kantincisi ve onu çevreleyen seyircileriyle, tiyatronun kolektif bir sanat olduğu gerçekliğini kumpanya yaklaşımıyla net bir biçimde ortaya koymaktadır.
Gerçekleştirdiği tüm projelerini elbirliğiyle gerçekleştiren Semaver Kumpanya, bünyesine dahil ettiği usta tasarımcılarıyla - Funda Çebi (Kostüm), Cem Yılmazer (Işık ve Dekor) - yoluna devam etmektedir.
Bilet fiyatlarını, Devlet ve Şehir Tiyatroları’nın bilet fiyatlarına paralel tutmaya çalışan Semaver Kumpanya, özel tiyatrolar arasında bir ilki gerçekleştirerek tiyatro seyretmenin bir lüks olmadığı ve yaşamımızın en temel ihtiyaçlarından biri olduğu gerçekliğini, kuruluşundan bu güne kadar sürdürdüğü istikrarlı fiyat politikası ile göstermiştir.
Semaver Kumpanya, tiyatroya inanan ve destek veren kişiler ile bizleri coşkuyla alkışlayan seyirciler sayesinde perdelerini uzun yıllar açmaya devam edecektir.

Gökçe



Farkındayım geç kaldım bu postu göndermekte; fakat bu aralar yoğunluktan dolayı ilgilenemedim. Yoğunum dediysem konserleri, etkinlikleri aksatmıyorum elbette :)
Gökçe'nin albüm lansman konserine gittim Jolly Joker Balans'ta... Her ne kadar J.J. Balans'ı sevmesem de bazen bazı konserler yüzünden gitmek zorunda kalabiliyorum. Her neyse, gözlemlediğim kadarıyla Gökçe ilk albümünden sonra genç kız triplerini bir kenara bırakmış ve daha sert, daha kadınsı bir hallere bürünmüş. Bana sorarsanız iyi de olmuş... Albümün adını taşıyan ve aynı zamanda çıkış parçası olan 5 Kuruş Yok'u o gece Esin İris ile birlikte seslendirdi. Laf adamızda Esin İris de umut vadeden bir ses... Sanırım Gökçe artık daha bir dinlenebilir hale gelmiş son albümüyle. Afiyetle dinleyiniz...

30 Nisan 2009

Miller Freshtival


Müziğin ve eğlencenin vazgeçilmez markası Miller’ın düzenlediği, Türkiye’nin en “taze” müzik festivali Miller Freshtival başlıyor. Müzik ve sanat gurularının gizli keşifleri bir tam gün sürecek festivalde ilk kez karşınıza çıkıyor. Adını yeni duyurmaya başlamış taptaze yerli ve yabancı sanatçılar yepyeni fikirleri ile gündüz saatlerinden itibaren Miller Freshtival’da sahne alacaklar.

“Miller Freshtival”, 30 Mayıs 2009 tarihinde Turkcell Kuruçeşme Arena’da gerçekleşecek. Müzik severlerin ruhunu tazeleyecek Freshtival’a Amy Winehouse’un tahtına aday gösterilen vokal tekniği ile liste başı olan Gabriella Cilmi’nin yanı sıra, son dönemin adından en çok söz ettiren isimlerinden İngiliz grup Friendly Fires, Manchester’lı electro pop grubu The Whip, Joakim ve yeni albümlerinden şarkılar da seslendirecek olan Portecho gibi gruplar müzik severlerlerle buluşacak.

Kapılarını 14:00’dan itibaren müzik severlere açacak olan Miller Freshtival, müziği ile olduğu kadar, konsepti, mekan düzenlemeleri ve müziğe paralel olarak sanatın çeşitli dallarına taze dokunuşları ile de Türkiye’deki diğer festivallerden ayrışacak; festivalin ilk saatlerinden itibaren film, fotoğraf, moda tasarımı alanlarında müzik konseptli performanslar sergilenecek. Miller Freshtival’ın katılımcıları, benzersiz gündüz etkinliklerini deneyimleme şansını yakalarken, müziğin tadını güneşin ısıtacağı çimlerin üzerinde muhteşem deniz manzarası karşısında çıkaracaklar.

- Freshtival’ın müziğin yanındaki büyüleyici süprizlerinden biri olan The Passengers, dünyanın dört bir yanında, sanata “dikey” bir bakış açısıyla gerçekleştirdikleri performansları ile dikkatleri topluyor. Tiyatrodan dansa, akrobasiden müziğe ve plastik sanatlara kadar farklı disiplinlerden gelen kalabalık bir sanatçı topluluğundan oluşan “uçan” ekibi ile The Passengers; parklardan meydanlara, tarihi binalardan endüstriyel atık alanlarına kadar tüm kentsel alanları gösterilerini oluşturmak için kullanıyor. The Passengers, Freshtival’a özel performansları ile Turkcell Kuruçeşme Arena’da inanılmaz bir gösteri gerçekleştirecek.


- Moda tasarımı alanında genç tasarımcıların, konsepti müzik ve “tazelik” olan koleksiyonları Miller Freshtival konser alanında gündüz saatlerinde sergilenecek. Freshtival’ın coşkusunu yansıtacak festivalin kısa filmi ise gün boyu festival alanında çekim yapacak genç yönetmenler tarafından hazırlanacak.


- Müzik geçmişi kalabalık olan Miller’ın, geçmiş festival fotoğraflarından oluşan bir fotoğraf sergisi de festival alanında ziyaret edilebilecek.


- Miller Freshtival’da gençleri bekleyen eğlenceler arasında Rock Band, Wii oyunları, graffiti deneyim alanları gibi etkinlikler de yer alıyor.

Miller Freshtival
Twitter - Miller Freshtival
Blog - Miller Freshtival

29 Nisan 2009

iDANS


iDANS Uluslararası Çağdaş Dans ve Performans Festivali'nin ikincisi, Bimeras Kültür Vakfı'nın organizasyonuyla 6 Mayıs-3 Haziran tarihleri arasında İstanbul'un çeşilti mekanlarında gerçekleşecek. Bu sezon ''zaman'' kavramı üzerine yoğunlaşan festival, 20 ülkeden 40 kadar uluslararası projeye evsahipliği yapacak. Festival ayrıca İstanbullu koreograflardan seçmelerle 22-24 Mayıs haftasonunda ''Yerel Saat'' adlı bir özel program içeriyor. iDANS, sahne performansları, video yerleştirmeleri ve sanatçı buluşmalarının yanı sıra festivalin kavramsal çerçevesiyle ilgili uluslararası bir konferans da düzenliyor. Sunum ve sunum/performanslar içeren konferans, 16-17 Mayıs 2009 tarihlerinde İstanbul Modern Sanat Müzesi'nde gerçekleşecek.

27 Nisan 2009

Post Dial



Elektro/punk ikilisi Post Dial, Yiğit Bülbül (gitar, vokal, synth) ve Sinan Tınar’dan (davul, vokal, synth) oluşuyor. Yaklaşık bir senedir Dogzstar ve Peyote’de canlı performans sergileyen ve bugünlerde yeni bir EP üzerinde çalışan grup, 29 Nisan’da Dogzstar’da alışılageldik hareketli, eğlenceli konserlerinden birini veriyor. Post Dial, 2007 sonlarında ‘Lights Off Here It Is’ adlı bir EP çıkardı. Beş şarkılık EP’deki tüm şarkılar Post Dial’a ait olup, grubun ev stüdyosunda kaydedildi. Grubun müziğine ilham verenler arasında New Order, Primal Scream, Depeche Mode, The Chemical Brothers gibi gruplar ve Post Punk, Madchester akımları mevcut.

‘Lights Off Here It Is’in tamamlanmasını takiben, Post Dial Dogzstar’da ve Peyote’de sahne almaya başladı. Canlı performanslarında ‘Lights Off Here It Is’deki parçaların yanı sıra ‘Will You Let Me Sleep’, ‘Next Big Thing’, ‘Sway’, ‘Get it’ gibi yeni şarkılarını da çalıyorlar.

Grubun canlı performanslarını çarpıcı kılan bir nokta Efe Mert Kaya ve Maurizio Braggiotti’nin hazırladığı sahne görselleri. Konser afişleri ise Onur Sönmez imzasını taşıyor. Post Dial’ın konser afişleri tasarımları kadar ‘I went to this Post Dial gig and all I had was a lousy one night stand’ veya ‘I don’t like Post Dial’ gibi kışkırtıcı sloganlarıyla akıllara kazınmaya müsait. Post Dial, bugüne dek ROLL, Bant Dergisi, Rolling Stone ve Time Out İstanbul dergilerinde, Cumhuriyet Gazetesi’nde yer aldı. Rolling Stone, Ekim 2008 sayısında Post Dial’ı ‘Takibe alınması gereken gruplardan’ biri olarak gösterdi. Bant Dergisi’nin Ocak 2009 sayısındaki ‘2008’in dikkat çeken yerli grupları listesinde de Post Dial yer aldı.

Post Dial daha yeni bir grup olmasına rağmen Peter Hook (New Order, Joy Divison), Erol Alkan ve 2 Many DJ’s gibi dünya çapında müzik adamlarından övgü topladı.

İstanbul indie müzik dinleyicisinin ilgisini çekmeye devam eden Post Dial, şu günlerde yeni bir EP hazırlıyor, ayrıca Dogzstar ve Peyote’de sahne almaya devam ediyor.

23 Nisan 2009

Add as a Friend

20 Nisan 2009

Redd


Öncelikle bu kadar kıytırık bir konser fotoğrafı koyduğum için üzgünüm; fakat son dakikada gitmeye karar verdim Redd'in yeni albümünün (21) lansman konserine. Dolayısıyla yanımdaki arkadaşlarımdan birisi cep telefonu ile çekmiş, idare edin bu seferlik...
İlk kez canlı canlı dinledim Redd'i. Çok çok şahane olduklarını söyleyemem; ama iyi vakit geçirtmek adına gayet başarılılardı. Konserin 2. bölümünde slow çalmalarıyla birlikte çakmak kültürü insanımız da kendini ufak ufak belli etti :) 21 şarkılık bir albüm, ki bu yüzden adı da 21 olmuş. Not ettim ben sevdiğim şarkılarını, tavsiye ediyorum: Aşk Bu Kadar Zor Mu, Modern Adımlarla ve Astrotanrı.

13 Nisan 2009

AveaMüzik


Gözünü sevdiğiminin Avea'sı! Turkcell'in onca katakullisine nasıl da direniyor, aslanım benim! Neyse, mevzu o değil... Bugün bir arkadaşım söyledi, meğer AveaMüzik sitesinde piyasaya çıkacan olan albümler daha çıkmadan yayınlanıp tanıtılıyormuş.
İlk olarak Hande Yener'in Hayrola'yı eklemişler sitelerine, sonra da daha bugün piyasaya çıkan Teoman'ın İnsanlık Halleri'ni koymuşlar. Bakalım bir sonraki albüm kimin olacak... İyi bir iş yapıyorlar bence, tuttum bunu!

Göreli Konumlar ve Kanaatler


Her zaman gidilen konserlerden bahsetmek olmaz. Ayaklı Etkinlik Takvimi'nin ismine yakışır diğer etkinlik haberlerini de yaymak lazım...
16 - 30 Nisan arasında Göreli Konumlar ve Kanaatler adlı sergi, İstiklal Caddesi’ndeki Suriye Pasajının 4. katındaki eski bir kayıt stüdyosunda gerçekleşiyor. Sergi, farklı alan ve disipinlerden gelen katılımcıları ile birlikte 15 gün süren işleyen bir mekan ve geçici bir sanat kurumu yaratmaya odaklandı. Kimlik, konum ve farklılık üretiminin belirli kaynaklar ve alışıldık yollarla gerçekleştirilmesine karşıt olarak sergi, katılımcıları ve onların pratikleri dolayısıyla bağımsız ilişkisel metotları üretiyor ve görünür kılıyor. Ortak mekân ve bilgi üretimi, ağ biçimli ilişkiler, bellek, arşiv gibi meseleler ve bunların ürettiği konumlar bu serginin odağında duruyor. Katılımcılar, ürettikleri projeleri aracılığıyla sanat üretimini ve ilişkili olduğu bağlamlar aracılığıyla yerleştiği konumunu, izleme, üretme ve katılım ilişkilerini mekânı kullanma biçimleri üzerinden sorgulamaya açıyorlar.

Sergi 16–30 Nisan 2009 tarihleri arasında Suriye Pasajı’nın 4. katında Pazar hariç hergün saat 12:00 ve 18:00 saatleri arası görülebilir.


Katılımcılar: Caner Aslan, İnci Furni, HaZaVuZu, Kanalkayıt, Borga Kantürk, Tayfun Serttaş, Vahit Tuna, Pelin Tan

Misafir Küratör: Önder Özengi

Sergi Yapımcısı: Manzara Perpectives (Anna Heidenhain – Kristina Kramer)

12 Nisan 2009

Buena Vista


Öncelikle bir kafa karışıklığını düzelterek başlamak istiyorum. Buena Vista denince ilk olarak akla Buena Vista Social Club geliyor. Cuma günü Hilton'dakiler ise Havana Club idi. Danslı, daha teatral olan bir gösteriydi. Elbette ki Buena Vista Social Club bir efsane; fakat Havana Club'ın onlardan aşağı kalır yanı yoktu bence.
İzleyici kitlesi daha çok orta yaş kesimiydi tahmin edeceğiniz gibi; fakat pek bir süslü kesimdi. Girişte bilet karşılığında yapılan Havana Club markalı ikramlar, standda satılan CD'ler, hasır şapkalar...
Gösteriye diyecek hiçbir şeyim yok. Şahaneydi! Kostümler, makyajlar, ışıklar, danslar... Enerjisi yüksek bir ekipti. Eminim gelenler de benimle aynı fikirdelerdir. Bu kez maalesef dinletmek açısından herhangi bir müzik paylaşamıyorum sizlerle; çünkü bulamadım bir türlü; ama en azından telafi niyetine görselim var :)

10 Nisan 2009

Yasemin Mori



Yasemin Mori'yi çıktığı günden beri takip ediyorum; fakat konserine gitme fırsatım bir türlü olmamıştı. Çok başarılı, çok kendi halinde, çok orjinal... Albümü ilk kez geçen gün dinlemiş olan arkadaşımı da götürdüm konsere. Hayran kaldı. Resmen kitlenmiş vaziyette izledi. "Nil Karaibrahimgil'i andırdı bana biraz" dese de ben şiddetle karşı çıkıyorum. İkisi bambaşka tarzlarda... Gözlemlediğim kadarıyla izleyicileri de genellikle genç kızlardan oluşuyor ve bütün şarkılarına ciyak ciyak eşlik ediyorlar. Konser sırasındaki unutulmaz anlardan biri ise bu bahsettiğim genç kız korosundan birisi şarkı arasında "Yasemin akşam bize gel!!!" demesiydi. Bir dahaki konseri ne zaman bilemiyorum; ama Twitter'ımı takip edenlere oradan haber verebilirim.

9 Nisan 2009

Rock'n Coke 2009


Müjdeli haber! Rock'n Coke resmi basın bültenleriyle nihayet 2009 misafirlerini açıkladı! Linkin Park, The Prodigy, Kaiser Chiefs, Nine Inch Nails, Santigold, Jane's Addiction ve Juliette Lewis and the New Romantiques 2009'da Rock'n Coke sahnesinde göreceğimiz isimlerden birkaçı.
1 senelik aradan sonra tekrar Hezarfen'de coşacak olmamız açıkçası beni şimdiden heyecanlandırıyor. 13 Nisan'da saat 11:00 itibariyle avantajlı biletler satışa çıkıyormuş. Kaçırmamak gerek...
Bir de anlamadığım ve ultra kıl olduğum bir durum var. 50 Cent geliyor diye, ırt geliyor pırt geliyor diye tepki veriyor insanlar. Neymiş rock'tan uzakmış... Sanırım İngilizce'deki rock kelimesinin 1'den fazla anlamı olduğunu gözden kaçırıyorlar. "It rocks!" gibi cümleler kuruluyor arkadaşlar İngilizce'de. Ayrıca yıllar önce Ahmet San'ın nice uğraşlarla ıkına sıkına getirdiği Bon Jovi, Michael Jackson, Madonna'dan sonra yıllar içinde tüm yabancı şarkıcı ve grupların gelmesine çabuk alışıldı sanırım. Şimdi gelenleri gitmeyecek dahi olsak da "Aa ne güzel ülkemize geliyorlar akın akın!" diye karşılamak yerine bu çamur atmak nedir anlam veremiyorum. Sinirlendim bak şimdi...

31 Mart 2009

Efes Pilsen One Love Festival


Bugün itibariyle Efes Pilsen One Love Festival'ın biletleri satışa çıkmış. Röyksopp ve Klaxons'un headliner olacakmış.
Tam bilet 45 TL ve sınırlı sayıda da 33.5 TL'lik öğrenci biletleri Biletix'te sıcak sıcak satılmaya başlanmış... Koşunuz!

26 Mart 2009

Kaiser und Semih



Grup elemanlarının Türk ve Almanlar'dan oluştuğu Cazyapjazz grubundan tanıdığımız Keiser ve Semih salı gecesi Beyoğlu Hayal Kahvesi'ndeydi. Uzun zamandır Cazyapjazz'ın albümü çıktı çıkacak, İstanbul'a tekrar geldi gelecek derken Keiser ve Semih kendi gruplarıyla geldiler. Nasıl naif, nasıl keyifli, nasıl güzel bir geceydi anlatamam! Sakin sakin cazımızı dinleyip içkilerimizi yudumladık. Semih'ten öğrendiğim kadarıyla mayıs gibi Cazyapjazz olarak geleceklermiş. Herhalde ya Babylon olur ya da gene Beyoğlu Hayal Kahvesi... Olur da duyarsanız Semih & Keiser diye bir konser ilanı sakın sakın sakın kaçırmayın!

21 Mart 2009

Zero 7 DJ Set



İstanbul'a gelmeleri açıklandığı zaman nasıl da iki arada bir derede kaldık DJ Set mi kendileri mi diye... Hatta Biletix'e bile güvenemedim ben şahsen; çünkü -yanılmıyorsam- ilk olarak kendilerinin geleceğini ilan etmişlerdi. Nice sonra DJ Set diye değiştirmişlerdi başlığını.
Tamirane gayet güzel bir seçim olmuş bana kalırsa. Bundan sonra da birçok konserin orada yapılması gerek bence. Yalnız bana memnuniyetsiz/tatminsiz insan demeyin... DJ Set olduğu için gelmeyenleriniz veya gelemeyenleriniz hiçbir şey kaçırmadınız. Zero 7'a dair ne olursa giderim mantığına sahip ben gibi insanlar da sanıyorum böyle düşünmüşlerdir. Zero 7'ın Z'si dahi olmayan bir dinleti yaşadık resmen! Üzülerek söylüyorum ki daha konser sona ermeden Tamirane'yi terkettim. Ben gibi yapan birçok insan da vardı üstelik... Gelen izleyiciler/dinleyiciler bağlamında ise diyebileceğim, daha doğrusu eleştirebileceğim tek şey şu oldu gözlemlediğim kadarıyla... Ya çok tıfıl, concon tiplerdi ya da çok entel. Hiç arası yoktu...
DJ Set istemiyoruz konserlere artık! Gelecekseniz kendiniz gelin, bizim de ağzımıza bir parmak bal çalıp, bizi ayakta uyutmayın!

16 Mart 2009

Gossip Girl Parti


Gossip Girl dizisi mağlum... Benim jenerasyonum Çılgın Bediş haricinde Dawson's Creek ile büyüdü. O zamanlar tabii bizim için o dizide kimin eli kimin cebinde, kim kiminle kırıştırıyor falan bunlar çok aşmış gelirdi; fakat devir değişti... Şimdinin modası Gossip Girl...
Yurtdışında deli gibi bir furya olmuş, bizim burada da -sanırım- yeni yeni bu akım var.
Geçen cumartesi günü dizinin The Hall'da düzenlediği partisine davetliydim. Saatler ilerledikçe tıka basa dolan mekanda 23:30'da defile yapıldı. Birbirinden orjinal bebek suratlı hanım kızlar boy gösterdi ve defile sonunda The Hall içindeki Gossip Girl tribini tarzı ile en çok yakalamış 3 kıza ve 3 delikanlıya ödül verildi. "Ne bu Gossip Girl tarzı?" derseniz çok tatmin edici bir cevap verememekten korkuyorum; çünkü ben de tam anlamış değilim... Kafalarında özel olarak tasarlanmış tüylü, şekilli taçlar, şıkır şıkır elbiseler, fönlü uzun saçlar... Bunun gibi bir şey gözünüzün önüne getirin...
Virgin Radio dj'lerinden Ayça Şen bir ara çalıp oynattırdı; fakat havamda mı değildim bilmiyorum bir türlü eğlenemedim ve 01:30 gibi gitmek için can attım! Herkes haddinden fazla kasıntı, fazla süslü... Gerçekten eğlenmek için gelmemişler de boy göstermek için ordalarmış gibi duran bir ton insan... Haliyle baydı beni de...
Gossip Girl Partisi de neymiş... Zaten dizisini de sevmezdim!

12 Mart 2009

Bora Uzer



Babylon'da sık sık konser vermeye başlayan Bora Uzer, dün gece yine yeni yeniden Babylon'daydı. Bilenler vardır, yakın bir geçmişte B1 isimli albümü çıkarttı. Şimdilerde de albümü insanlarımıza tanıtmak, aşılamak ve hafızalara kazımak gibi bir misyonu var sanırım kendisinin. Haksız da sayılmaz... Geçen sene albümü çıkmadan önceki bir Babylon konserine gittiğimdekine kıyasla dünkünde daha çok keyif aldım. Şarkıları bilerek söylemenin verdiği haz bambaşka tabii haliyle... Aramızda 1 Gerginlik Mi Var şarkısı dillere pelesenk olmuş vaziyette (hatta Avrupa Yakası'nın birkaç hafta önceki bölümüne konuk olmuş, yine bu şarkıyı söylemişti), bilmeyen yok. Geri kalan şarkılarına yavaş yavaş ısınıyor insanlar gözlemlediğim kadarıyla. Gitmenizi tavsiye ettiğim, en azından 1 kere için bile olsa gidip dinleyip fikir sahibi olmanızı önerdiğim birisi. Sahne üzerinde çok hareketli, devamlı bir atlama zıplama durumları... Haliyle kendisinde barındırdığı enerjiyi konser süresince size de geçirtiyor. Bora Uzer dışında beatbox Bora Uzer de cabası...

10 Mart 2009

Booka Shade



Shantel'den çıkıp koştura koştura gittiğimiz Otto'da belki de biraz geç gitmemden dolayı ortalık çığrından çıkmış gibi kalabalıktı. Bir gecede 2 ayrı mekan gezip 2 farklı tarzda müzik dinlemekle ambale olmamı bekliyorsanız çok yanılıyorsunuz çok! Kalabalıktan önlere doğru ilerlemenin zor olmasına karşılık güç bela fotoğraf çekeceğimiz için ilerledik. Gittiğimizde yamulmuyorsam saat 23:30'du. Sonradan öğrendik ki Walter ve Arno'dan oluşan Booka Shade Otto'ya 00:00-00:30 civarında geleceklermiş. 01:00'da sahneye çıkmalarıyla o saate kadar çoktan içip kendinden geçen kalabalığın dansa başlaması bir oldu. Son albümleri olan The Sun and The Neon Light için gelmiş olmalarına rağmen In The White Rooms gibi eski; ama çok tutulmuş parçalarını da çaldılar. Daha önce Radar'a ve -gene yamulmuyorsam- Indigo'ya gelmiş olan Booka Shade sayesinde her şeyin fazlasını yaşadık bütün gece. Fazla alkol, fazla dans, fazla sıcak ve fazla eğlence ve "ask for more" diyen izleyici kitlesi... 4. ziyaretlerini herhalde 2 sene sonra yeni albümleriyle yaparlar herhalde diye umutlanmaktan ve şu an bile hala Booka Shade dinlemekten kendimi alamıyorum...

8 Mart 2009

Shantel



Shantel'i bilmeyeniniz kalmamıştır sanıyorum. İlk zamanlar her televizyon programının fon müziği olarak seçilmesi, çoğu cep telefonunun vazgeçilmez melodisi haline gelmesi ve bunlara benzer daha birçok sebepten dolayı antipatik gözle bakmıştım Shantel'e ve şarkılarına. Kafama tükürün!
İlk olarak geçtiğimiz seneki Efes Pilsen One Love Fest'te dinleme imkanım olmuştu; fakat bilinçli bir dinleyici ve seyirci gibi olamamıştım (şişede durduğu gibi durmuyor meret işte...). Sık sık da geliyor Türkiye'ye biliyorum da ancak fırsat oldu. Aynı gece Booka Shade'in de olmuş olması her ne kadar beni biraz oradan oraya koşturtmuş olsa da Shantel'den çok keyif aldığımı söyleyebilirim. Şöyle ki... Bir kere adam çok sempatik ve sıcakkanlı! Milli damarım kabararak söylemiyorum da ülkemize gelen kaç isim Türkiye için "my second homeland" tabirini kullandı sorarım size? Seyirci arasına karışıp halay mı çekmedi, maymunlar gibi ordan oraya mı tırmanmadı, eller üstünde kendini mi taşıtmadı...
Hatırlarsanız daha önce Nouvelle Vague için demiştim fahri Türk diye; ama Shantel daha bir hakediyor fahri Türk sıfatını kanımca... En azından 1 kere gidip mutlaka izlenmesi gereken bir adammış dün ben bunu anladım. Nasılsa sık aralıklarla geliyor. Bir dahakini kaçırmamanızı şiddetle öneriyorum...

1 Mart 2009

Gilles Peterson



Bu adamın adını gene random olarak mp3 avcılığına çıktığım bir gün duydum. O gün bugündür sürekli takip eder oldum. Yanlış hatırlamıyorsam epey sene önce Radio Oxygen'da programı vardı. Şimdilerde de Lounge Fm'de programı var ki evlere şenlik!
Otto Santral'da gerçekleşti konser çoğu klas event'in orada gerçekleştiği gibi. Dikkat ettiyseniz eğer Otto Santral bu sene epey bir revaçta. Konser öncesi yemek, sonra içki, sonra da canlı canlı performanslar... Otto gene kalabalıktı. Rezervasyon yaptırıp yer sorunu yaşamadan yemek yemek isteyenler çoğunluktaydı. Zaten bu çoğunluğun yarısından fazlasını Otto'nun müdavimleri oluşturuyordu. Otto'ya gelen izleyici kitlesini baş tacı yapmasam da Ghetto müdavimlerine nazaran çok daha bilinçli ve kaliteliler, bu su götürmez bir gerçek üzgünüm... Gilles Peterson sahnedeki yerini almasından sonra inanılmaz keyifli dakikalar başladı benim için ve eminim diğer insanlar için de... Gilles Peterson'ın en çok sevdiğim mamülü olan Hard Sole Shoe her ne kadar playlist içinde yer almamış olsa da alışkınım bu tip durumlara. En sonuncu kazığı Sebastien Tellier'den La Ritournelle'i çalmamasıyla yemiştim.
Kalite desen vardı, keyif desen vardı, minik omuz hareketleriyle salınmak desen vardı... Boşuna değil Gilles Peterson'ın onca senesini bu işe vermesi. Bu 3. gelişiydi, Lounge Fm'deki programıyla ülkemde daha tanınır hale gelmesiyle eminim 4, 5 olacaktır gelişi. Buyursun gelsin, başımızın üstünde yeri var böylelerinin...

24 Şubat 2009

Jülide Özçelik



Bu kadar güzel sesli bir kadının beklediğimden daha az tanınıyor olması canımı sıktığı gibi, aslında çok da haketmeyenlerin de bu kadar çok gazlanıyor olması da canımı sıkıyor. Her neyse...
Jülide Özçelik'i keşfetmem 1 sene kadar önce İstiklal Kitabevi'ne girip dükkanda çalan şarkısı ile satıcının yakasına yapışıp "Bu kim? Nerede albümü? Derhal istiyorum!" dememle oldu. Tek bir şarkısına tav olduğum için eve geldiğimde saatlerce loopta bırakıp sıkılmadan dinleyebileceğim ender albümlerden birini aldığımdan haberdar değildim doğrusu. Biraz özgeçmişini araştırdığımda ise Bilgi Üniversitesi Caz Vokal Performans Bölümü'nden mezun olduğunu ve müzik konusunda Timur Selçuk gibi önemli isimlerden ders almış olduğunu gördüm.
Dün Beyoğlu Hayal Kahvesi'nde bunca zamandır sadece albümünden dinlediğim Jülide Özçelik'i kanlı canlı dinleme şansına sahip oldum. Karşımda naif sesli acayip zarif bir kadın ve bu kadına kendini kaptırıp dinleyen seyirci kitlesi vardı. Özellikle dün geceden sonra olası İstanbul Jazz Volume 2 isimli albümünü daha bir sabırsızlıkla bekler oldum...
Albümünü almamış olanlara şiddetle tavsiye ediyor, bundan sonraki en yakın konserinin 26 Şubat'ta Nardis Jazz Club'da olduğunun haberini veriyorum...

21 Şubat 2009

Fatima Spar & The Freedom Fries



Aynı gece Nouvelle Vague'ın 2. performansının da biletleri çok önceden tükenmiş olduğu için kendilerine cuma gecesi alternatif program arayanların imdadına yetişti Fatima Spar & The Freedom Fries. Gerçek adı Nihal ve aslen Sinoplu olan vokal (ki kendisini Kibirli Ceviz'in Nestle'nin reklam müziğine uyarlanmış hali olan "En sonunda yiyicaaam seniğğ çıldırtıyorsuuğn beniiğ"den de tanıyoruz), elinde megafonu, insanüstü enerjisi ve elektriği ile harikaydı! Freedom Fries da tadından yenmeyen bir grup ki zaten biliyoruz bunu. Bütün gece bir eski albümden bir yeni albümden şarkı söyleyip en azından ben ve arkadaşlarımı deli gibi eğlendirmelerinden dolayı kendilerini baş tacı ilan ediyorum; fakat geceye dair kulağa sevimsiz gelecek 1-2 eleştirim de var. Mekanın (Ghetto) kalabalık olması grup açısından iyi, bizim açımızdan da kötüydü. Şöyle ki... Grubu daha çok motive etmek anlamında kalabalık bir kitlenin olması evet, şahane bir durum; fakat seyirciler olarak bizlerin boğulması da mekansal konforu bozanların başında geliyordu. Diğer bir mekansal konfor bozucu olarak gene seyircileri gösterebilirim. Gelen kitleyi 3'e ayırıyorum: Sarhoşlar, Ghetto'nun daimi tayfası, Fatima Spar için gelenler... Sarhoş olanlar zaten hangi konserde olduklarının bile farkında değildi, onları geçiyoruz... Ghetto'nun daimi tayfası ise hangi konser olursa olsun Ghetto'da bulunanlardı ki bunlar da sanırım grubu tam olarak algılayamayıp anlamadıkları için konsere pek sıcak bakmadılar sanki. Fatima Spar'ı bilip, onun için gelenler ise diğer kitleleri görmezden gelerek gecenin tadını çıkarttılar. Biz erdik muradımıza Fatima Abla ve tayfası çıksın kerevetine! :)

20 Şubat 2009

Nouvelle Vague



Sürekli Türkiye'ye gelerek konser veren Nouvelle Vague, en son geçtiğimiz sene Lounge 102'nin doğum günü şerefine verilen konsere gelmişti. Aylarla sınırlı diyeceğimiz kadar kısa bir süre sonra tekrar İstanbul'a geldiler. Babylon'da 2 gün üst üste vereceği konserlerin ilki dün geceydi.
Biletlerin satışa çıkmasından çok kısa bir süre sonra tükenmiş olduğu haberlerinin yayılması birçok Nouvelle Vague hayranını üzdü. İlk konserleri hafta içine denk gelmesi sebebiyle cuma günkü konserin daha kalabalık, daha sıkış tepiş olacağı bekleniyor.
Pheobe'nin performansının herkesin dilindeydi. Seyircilerin "In A Manner Of Speaking söylenmeyecek mi acaba?!" diye homurdanmalarına kapak olacak cinsten dönüşleri oldu sahneye bis için. Konser sonrası after party'de Opium Factory'e eşlik etmeleri ayrı bir renk kattı geceye. Bu kadar sık Türkiye'ye gelmelerinden ve de Türk seyircilerinin gruba olan tutkularından dolayı hepsine "fahri Türk" sıfatını uygun buldum naçizane...

19 Şubat 2009

Tindersticks



Daha önce 2003'te ülkemize gelip konser vermiş olan Tindersticks'i 6 sene sonra Cemal Reşit Rey'in sahnesinde görmek heyecan vericiydi! 2003'te Maslak Venue'de fiziki koşulların yetersizliği yüzünden bir miktar keyifsizlik vermiş olsa da Cemal Reşit Rey bu konser için biçilmiş kaftan olmuş.
Stuart Staples'ın insanı bu dünyadan belli bir süreliğine alıp götüren sesi, mikrofonu beğenmediğinde verdiği "This is fucked!" tepkisi, şarkıların canlı versiyonlarının güzelliği, seyircilerin tamamının kaliteli müzik sever olmaları, şaşırtıcı bir şekilde 2 kere bis yapmaları ve daha nicesi... Stuart Abi'nin "İkna ederseniz gene geliriz" demesine karşılık dünkü izleyici kitlesinin kendilerini 6 seneden daha kısa bir sürede İstanbul'a getirteceği çok aşikardı. Bütün konser boyu eminim herkesin çalmalarını beklediği Jism'i çalmamaları her ne kadar az buçuk hayal kırıklığı hissi yaratmış olsa da inanılmaz güzel bir gece geçirmiş olduk Tindersticks sayesinde. Gelmeyenler/gelemeyenler adına üzülüyor, bir dahaki gelişlerinde satışa çıkar çıkmaz bilet almalarını şiddetle tavsiye ediyorum...

18 Şubat 2009

Hayko Cepkin




Hayko Cepkin bu kez de Senfonik Akustik projesi ile sahnelerde...
Hayko Cepkin ve ekibi bu kez gerek sahne kostümleri (ki sahneye artık takım elbise ile çıkıyorlar) gerekse Sakin Olmam Lazım ve Tanışma Bitti albümlerindeki şarkılarının akustik versiyonlarıyla seyircileriyle buluşuyor. Tüm bu farklılıklar yetmedi mi? Ekipman olarak da Hayko Cepkin'in orgu ve bas gitaristi Poyraz Kılıç'ın da özel yapım kontrbası sahneye çıktığı değişikliğini de söyleyelim o zaman. Konser havasının yanı sıra sohbet havasında da geçen konserlerinde şarkı aralarında Hayko Cepkin'in seyircisi ile konuştuğu, rakısını yudumladığı çok rahat bir ortam var.
Esas tarzını beğenmeyenlerin bu haliyle izleyerek fikirlerini değiştireceği Akustik Senfonik performansı için en yakın fırsat 26 Şubat'ta Beyoğlu Hayal Kahvesi'nde...

Bitter:Sweet




Geçen sene Chillout Festival'e gelmiş olan Bitter:Sweet 2. kere İstanbul'daydı!
Otto Santral'in yeme içme ortamına kendimizi kaptırmışken içerisi deli gibi dolmaya başladığını farkettik ve aramızda Fischerspooner'ın olduğu güne göre kalabalık durumunun kritiğini yaptık (ve gece sonunda Fischerspooner'dan daha kalabalık olduğuna kanaat getirdik). 23:00'a gelirken tüm masa düzeninin kaldırılmaya başlanmasıyla anladık ki vaktinde çıkmayacaklar sahneye. "Ne olacak canım? Bekleriz biraz daha" derken 00:30'u etmemizle Shana ve Kiran'ı sahnede görmemiz bir oldu.
Onca zaman dinlediğim şarkıları canlı ve de remixli halleriyle dinlemek -herhalde çok sevdiğim için- rüya gibi geldi. Shana Halligan hafif dalgalı ve yana güzel bi' çiçek tutturmuş bi' şekilde açık bırakmış saçlarını, kırık beyaz upuzun bi' elbise giymiş. Konser süresince buram buram erotizm kokan hareketler yapan Shanna'nın yanı sıra grubun diğer üyesi Kiran da konser boyunca yanımızda dans eden iki hatundan birisine kafayı ve gözü taktığı apaçık ortadayken konser biter bitmez soluğu kızın yanında almış olması da gözlerden kaçmadı. Konser bitiminde kulise girmeden direkt seyirci arasına karışıp tanış kaynaş moduna geçen grubun şarkılarını söylerken seyircilerin sahneden fotoğrafını çekmek üzere konseri durdurmaları ve ardından fotoğraf makinasını ayak uçlarına koyması ile birlikte içimden "Ya o makina oradan yürütülürse? Buralar tekin yerler değil hanım kızım!" cümleleri geçti. Memleketlerine geri döndüğünde Shana'nın iletisinden gördüm ki buradayken fotoğraf makinasını kaybetmiş ve "Yanarım yanarım İstanbul'da çektirdiği tüm fotoğrafların gitmesine..." demiş.
Bu da böyle bi' konser anımız ve dedikodumuzdu efem...
 
.fc-sectitle { color:#FFFFFF!important; }