24 Ocak 2011

Yora Konseri - Baran Karabulut

Ayaklı Etkinlik Takvimi'nden davetiye kazanarak Yora konserine giden Baran Karabulut'un kaleminden konseri aktarıyoruz sizlere. :)


Merhaba sevgili Ayaklı Etkinlik Takvimi takipçileri,

Bana ayırılan pikselleri Yora ve 25 Aralık cumartesi akşamı vuku bulan konserleri hakkındaki öznel cümlelerimle işgal etmeden önce davetiye için teşekkür etmek isterim. Teşekkürler. Görünüş itibariyle icaben yapılan bir teşekkür gibi olsa da kültür, sanat ve müzik gibi besleyici etkinliklere kazanılan bir bilet benim için kıyasla yılbaşında çıkan amortiden daha çok sevinilecek bir sürprizdir.

O malum gecenin üzerinden neredeyse 1 ay geçti ve ben muhtemelen ilginizi çekmeyecek çeşitli mazeretlerimden bu satırları yazmaya zaman bulamadım. Şimdi düşününce o gün, yani 25 Aralık 2010 sanki Cumartesi akşamı değilmiş te Cuma akşamıymış gibi geliyor. Girizgahımın uzunluğu içinizi baymasına rağmen daha ne kadar saçmalayabileceğim merak ettiği için sabreden az sayıdaki küp şekerlerden biriyseniz sizi uyandıracak iki sürpriz yumurtam var. İlk olarak yazının geri kalanın da tempo yükselecek. İkinci sürprizimi ilerleyen satırlarda açıklayacağım.

Her şey Ayaklı Etkinlik Takvimi’nın tividini fark etmemle başladı. Bilet kazanma ihtimalim olduğunu öğrenince gariptir kazanmış gibi sevindim. Sadece davetiyeyi kazanmak için Yora’yla ilgili soruya doğru ve hızlı bir cevap vermem gerekiyordu. Yora kimdir onu bile bilmiyordum sanırım bundan kısa bir süre önce radyo dinlerken “ilk arayan üç kişi olun…” anonsunun cazibesine kapılıp I Am Kloot konserine bir davetiye kazandığımdan olacak “bana mı çıkacak” karamsarlığında değildim. Hemen küçük çaplı bir araştırma yapıp soru gelebilecek sayfaları tarayıcımın sekmelerinde açtım ve nihayetinde soru geldiğinde cevabı yapıştırdım. Yora, ellerinde kamera yeni sesler ve yetenekler arayan Take-Away Shows’un İstanbul buluşuydu, her şey çok hızlı olmuştu ama adımı listeye yazdırmayı başarmıştım.

Konsere kimle gidebilirim diye düşününce aklıma birkaç isim geldi fakat muhtemelen onlar da Yora’yı benim tanımadığım kadar tanımıyorlardı. Davet etmek için biraz daha araştırma yaptım, birkaç parçalarını daha dinledim. Müziklerinin enerjik, coşkulu ve genç bir ruhu olduğunu görünce yalnız gitmeyeceğimi düşündüm. Üç harfli arkadaşlarla görüşmek hep beni heyecanlandırmıştır. Stop. Kestik. Roman gibi anlatmaktan canım sıkıldı üslup değiştiriyorum.

Bronx’a bu ikinci gidişim, ilkinde I Am Kloot’a davetliydim – eğer olurda bir gün işletme batarsa benimde kokteylde zeytinim var - . Velhasıl mekân tanıdık, yeri de güzel Oda Kule ile Tünel arasında kalıyor İstiklal Caddesi’nin insan trafiğinin yer yer akıcılaştığı bölümünde olması iyi. Dumanlı açık hava sahası, girerken vestiyerde dökünüp girebilmeniz ve nemi dışarıya göndermeleri Bronx’un güzel özelliklerinden. Konser alanına sahne önünden girilmesiyse seyircilerin(ve müzisyenlerin) dikkatini dağıtan, geçişi güçleştiren mimari bir hata. Ses sistemi vasat ve ışıklandırma da rahatsız edici derecede yoğun. Coğrafyamızda ki cep amfisi satın aldığında eline geçen master ses tuşu ile müzik yayabilme yetisi kazandığını düşünen organizmalarda gördüğümüz desibel cömertliğinin örneğini Bronx’ta da(m) hissediyoruz. Artılar eksiler birbirini götürdüğünde benim için Bronx averaj bir konser mekânı.

Cep telefonumun saatine bakıyorum 10:30’a geliyor, Bronx’a girdik. Konser henüz yeni başlamış, barmen ilk şarkı olduğunu söylüyor ve alandayız. Sahne önü her zamanki gibi kalabalık. I Am Kloot’tan sonra Yora’yı ışıkların altında görünce sahnenin o kadar da büyük olmadığını ya da Yora’nın o kadar kalabalık olduğunu düşündüm. Gelenler eğleniyor gibiydi ve şarkı aralarında grupla tanışıklığı olanlar kendilerini belli ettiler. Yora elemanlarının parçalarını çalarken ki mutluluklarını yüzlerinden okuyabilirdiniz.

Cep telefonumun saatine bakıyorum 10.30’a geliyor, Bronx’a girdik. Konser henüz yeni başlamış, barmen ilk şarkı olduğunu söylüyor ve alandayız. Sahne önü her zamanki gibi kalabalık. I Am Kloot’tan sonra Yora’yı ışıkların altında görünce sahnenin o kadar da büyük olmadığını ya da Yora’nın o kadar kalabalık olduğunu düşündüm. Gelenler eğleniyor gibiydi ve şarkı aralarında grupla tanışıklığı olanlar kendilerini belli ettiler. Yora elemanlarının parçalarını çalarken ki mutluluklarını yüzlerinden okuyabilirdiniz.

Bu kadar kalabalık bir grubun aralarında mükemmel uyum olması çok nadir rastlanan bir şeydir Yora’nınsa o tür bir alışverişe yaklaşması için zamana ihtiyacı olduğu açık. Her üniversite grubunda olduğu gibi Yora’nın da yatıya kalan ve geçerken uğrayan misafirleri olmuş. Bugünse 8 yaşından gün almış 7 kişilik bir gösteri. Gerçekten de biraz gösteri grubu havasındalar ama sürekli aynı gösteriyi yapıp, eğlenmeyen ‘Paramıza bakalım abi’ kafasında insanlar değiller.

Daha çok eğlenip, eğlendiren ve daha iyisini kovalayan bir gösteri grubundan bahsediyorum. Enstrümantal parçaları kulağa daha olgun geliyor. Bazı parçalarda Akif’in(vokal/gitar) vokalinin melodiyle iktidar mücadelesine girmesi beni rahatsız etti. Kayıtlarda da bu var, bazen Akif’e ‘biraz az bağır olum’ diyesim geliyor. Fundagül’ün(ön/arka vokal) vokalinin grubun melodik yapısına daha uygun olduğunu düşünüyorum. Mesela Adada parçası bunun güzel bir örneği. Bir süre sonra törkiş kebap musiki severinin, sevmeyin ulan dedirten gevezeliği sahneyle iletişimimizde araya kaynana gibi girerek tahammül sınırlarını zorluyor. Saatlerimiz 11.30’a yaklaşırken birkaç fotoğraf çekip yavaş yavaş mekanı terk etmeye koyuluyoruz. Zihnimizin duvarlarında gelecek vadeden genç Yora’nın enerjik ve karakteristik sesi yankılanırken yağmurun düştüğü sokaklarda yolumuza devam ediyoruz.

Dipnot:
1 - İkinci süprizi bulmaya davetlisiniz.
2 - Çektiklerimiz pek iyi olmadığından Yora’nın blog'undaki fotoğrafları kullandım umarım bir mahsuru yoktur.

Hiç yorum yok:

 
.fc-sectitle { color:#FFFFFF!important; }